28 Eylül 2016 Çarşamba

Nova'ya Mektuplar : 20. Ay



Canım oğlum;

Günlerdir senin ve ablanın ay dönümü yazılarınızı yazacağım ne yazık ki mümkün olamıyor yoğunluktan. 13 Eylül'de 20. ayı tamamladın, bu gün ayın 27'si. Ne kadar geciktim ne çok şey oldu bu zaman zarfında. Ve tabi ben yine neler olmuştu unuttum.

20. ayın yarısı Türkiye'de yarısı Hollanda'da geçmiş oldu. Türkiye ayağını tatil günlüklerinde bahsetmiştim yeniden yazmaya gerek yok. Bu kadar uzun bir aradan sonra eve döndüğümüzde nasıl tepki vereceğini hepimiz çok merak ediyorduk. Sıkılacak mısın, eski yaptığın alışkanlıkarına dönecek misin?... Neredeyse hiç yadırgamadın diyebilirim, herşeyi çok özlemişsin. Evi, oyuncakları hepsini yeniden keşfettin, sevindin. Önceden ablanı okula bırakırken yaptığımız bir rutin vardı onu tekrarladın.

Şansımıza havalar çok iyiydi. Hatta Amsterdam için rekor derecede iyi. Yaklaşık 1,5 aydır hava hep açık ve yağışsız. Bu yüzden o kadar çok dışardayız -bu senin tercihin- ve o kadar çok yoruluyorum ki akşamları blog yazamamamın sebebi budur. Sizinle uyuyakalıyorum genelde :)

Geldiğimizde oyun ablanız da tatile gittiği için onunla birebir oyunlarının başlaması ve hollandaca dilindeki gelişmen bir sonraki ayın konusu oluyor yazmayacağım. Ama 20. ay doktor kontrolünde boyunun 85cm, kilonun da 11.250 gr olduğunu not edelim. Bazı bilişsel gelişimlerine de baktı, sağ sol el kullanımı, bloklardan kule yapımı, top fırlatma gibi. Hepsini becerdin, söyleyebildiğin kelime sayısı yeterince fazla bulundu ve o sırada ağzında bulunan yutmadan çiğnediğin sakıza şaşkınlıkla bakakalındı :))

Söylediğin kelimeleri takip etmekte zorlanıyorum artık, belki 50 civarı vardır. Ablan 20. ayında cümle kurmaya başladığı için sen ona göre geç kalmış oluyorsun ancak ablan o aya kadar diğer dillere çok daha az maruz kalmıştı, sen doğduğundan beri üç dil duyuyorsun. Fakat yine de çok gecikmeyeceğini düşünüyorum çünkü son günlerde konuşma konusu da ivme kazanmış durumda.

Meme emmeye devam ediyorsun, sayısı azaldı ama bırakmaya hazır olduğunu hissetmiyorum henüz. Bu arada yeni takıntın saçımın şekli konusunda. Önceden saçımı tutardın ama şekli farketmezdi, şimdi saçımı illa gol şeklinde (top gibi yani topuz) istiyorsun ve o topu tutuyorsun. Saçımı salık veya kuyruk istemiyorsun, gol gol diye ağlıyorsun :) Bu duruma sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum..

Hala anneye nenne, dilaya aaaaa diye sesleniyorsun, arabaları / trenleri çok seviyorsun, hokey pokey şarkısını aaaooov diyerek talep ediyorsun, bir yaşına kadar oturtamadığımız oto koltuğuna binip de arabayla gezmek için can atıyorsun, genelde neşeli, uyumlu, sevecen bir çocuksun. Elbette aranızda oyuncak paylaşamamazlıkları oluyor ama genelde ablanla aranız çok iyi, birbirinizi görünce mutlu olan, sabahları özleyen, beraber güzel oynayan çocuklarsınız. Çok şükür.

İyi ki hayatımızdasın, iyi ki varsın bebeğim

Annen
Amsterdam

26 Eylül 2016 Pazartesi

Günün Özeti - 26 Eylül 2016 Pazartesi

Şu an başka bir yazı yazmak için blogumu açmıştım ama, biraz önce whatsapp'tan ablamın ne yaptınız bugün sorusuna verdiğim cevaba ithafen bu yazıyı yazmaya karar verdim :)

Aslında çok farklı bir gün değildi, gayet sıradan ve haftaiçinin diğer günlerine oldukça benziyor. Bu yüzden not etmek istiyorum ki ilerde hoş bir tebessümle okuyayım.

Sabah her zamankinden biraz geç uyandık oğlumla (7.30), kızımla babası çoktan aşağı inmişti. Böyle olunca 8.15 de evden çıkmak için acele etmemiz gerekiyor. Oğlanı aşağı bırakıp yatakları topladım, gün boyunca üzerimden çıkmayacak dışarılık kıyafetimi giydim, saçımı başımı düzettim derken 15 dakikası bitmişti zaten. Hemen okul beslenmelerini hazırladım (meyve saati için meyve ve öğlen için toplamda iki ayrı kutu oluyor), çocukların devam eden. kahvaltılarına yardım ettim, ayakta birşeyler atıştırdım, ikisini de giydirip çıktık nihayet. Son anda kızımın krizleri yüzünden (ayakkabı kıyafet oluyor genelde) ucu ucuna yetiştik ve sonrasında bir oh çektik.

Sabahki bu yoğun koşturmadan sonraki süreçte hayat tam tersine feci yavaşlıyor bundan sonraki birkaç saatte. Okuldan çıkarken yürümek isteyen Nova aheste aheste yürür, rotayı o izler ve ben de onun minik adımlarına bebek arabasıyla eşlik ederim. Karşıdan karşıya geçmeyi çok sevdiğinden birkaç kere karşıdan geçer, kaldırımlarda otururuz falan. Bugün de market yoluna yöneldi oğlum (son günlerin yeni rotası) bu yol boyunca keşiflerini yaptı, yürürken sohbet ettik ve önce bankaya, sonra markete, sonra iki farklı kanaldaki ördekleri beslemeye derken 8.15 de çıktığımız eve saat tam 10'a 4 dak kala girebildik nihayet. Nereden biliyorum derseniz, 10 da oyun ablası gelecek diye saati kaçırmamak için acele ediyordum, bu acele edilmiş hali düşünün :)

Hemen kahvaltı sofrasını kaldırdım mutfağı temizlemeye giriştim ki kapı çaldı. Onlar oynarken ben de işlere giriştim. Mutfağı, ortalığı topla, yemek yap, çamaşır yıka/ser/topla/katla vs. Oğlum oyun ablasını çok seviyor, bir saat kadar kesintisiz ilgi ile oynayabiliyor (ki bize göre iyi bir konsantrasyon süresi) sonra azıcık anne kucağı, tatmin olunca yine oyuna dönüyor. 12 gibi hep beraber yemek yedik ve 12.30 da ablamız ayrıldı. Ben de Nova'yı uyuttum (12.45 civarı) ve ütü bekleyen dağı eritmeye giriştim ;)


Saat 14'te kızımı okuldan almak için çıkmam gerekiyordu ve oğlumu uyandırmadan bebek arabasına koymaya çalışırken uyandı, pek hoşlanmadı ama sonra sustu naapsın :( Okul çıkışında yine bahçede oynadılar, eve geldiğimizde saat 4'e çeyrek vardı ve acıkmışlardı tabi. Yemek yedirdim kızım biraz dinlendi, oğlan ortalıkta dolandı oynadı derken 5'e 20 kala kızımın saat 5'deki jimnastiği için yola çıktık. Aslında 5 dakika uzaklıkta ama bisikletleriyle gitmek istediler ve bisikletle gittiğimizde daha hızlı olacağına ne yazık ki bizimki daha yavaş oluyor iki ileri bir geri gitmekten :/

Helocum jimnastikteyken tabi ki ablasını seyretmekle yetinmeyecekti oğlum, merdivenleri inip çıktık, bahçede bisiklet sürdük, içeri dışarı derken saati tanamladık. Çıkışa eşim yetişmişti, yine binbir hadi kızım hadi oğlum eşliğinde 6.30 civarı eve dönebildik.

Uyku saatleri yaklaşıyor, onlar biraz baba ile oynarken ben yemeğe ilave yaptım, salata ve sofra hazırladım derken yedik içtik, uykuya gittik. Saat 8 de Helo'nun 8.30 da Nova'nın sızması ile farkındaysanız hiç oturmamış olan bu anne dinlenmeye başladı derseniz çok yanılıyorsunuz :)) Yok hala enerjim vardı ve ertesi günkü arkadaş ziyareti için meşhur elmalı turtamı yaptım, mutfağı topladım ve sonra eşimle dizi izlerken uyuya kaldım :)

İşte dolu dolu geçen bir günümüz. Yorucu mu evet, sıkıcı mı tabi ki hayııııır.

Not: bu yazıyı pazt akşamı yazmış tamamlayamamıştım, bir gün sonra okuduğumda anlamını yitirdi ama o kadar yazmışım anısı kalsın istedim :)


22 Eylül 2016 Perşembe

Bu Turtayı Denemeyen Kalmamalı :)


Hani herkesin çok iyi yaptığı birşey vardır da, çevresindekiler ondan hep o yemeği talep eder, sanırım benimki de bu elmalı turta. Yaz tatilinde İstanbul'dayken, yeğenimin 2 yıl önceki çeyiz serme gününde bu turtamdan yemiş olan birinin, "teyzenin turtasının tadını hiç unutamıyorum" dediğinin haberini aldım. Tabi hemen canımız çekti ve yapıp yedik, tarifleri paylaştık falan. Geçenlerde de elma bahçesine gidip evdeki elma dağı alıp başını gidince, eski elmalar yukarıdaki turtaya dönüştü ve afiyetle yendi. Şimdi fotoğrafına bakarken bile canım yine istiyor.

Aslında öyle aman aman farklı bir tarafı yok, yapa yapa elim alıştı, her seferinde hatasız olmaya başladı belki de ondan bu kadar beğeniliyor. İşin püf noktası falan da yok halbuki, üstelik ben mümkün olan en kısa zaman ve pratiklikte yapıyorum. Şimdi nasıl yaptığımı sizlere de anlatayım, belki denemek istersiniz.

Bu turtayı hamurlu tatlı olup da çok az şeker içermesi sebebiyle çok seviyorum. Tüm turtada 4-5 çorba kaşığı şeker var isterseniz daha az bile olabilir tabi.

Ben önce elmaları hazırlıyorum. Aynı gün içinde turtayı yapıp yapmayacağım belli olmuyor bazen. Ama olsun elmaların kabukları soyulsun, dilimlensin (üşenmezseniz küp de olur bana zor geliyor). Aynı gün yapamazsam hemen poşetle dondurucuya koyuyorum, yaparken çıkarıp hop koyuyorum. Aslında evde bozulmaya yüz tutan tüm elmaları böyle hazırlayıp dondurucuya koyuyorum sonradan kullanmak üzere.

Turtada kullanılan elma ne kadar bol olursa o kadar iyi oluyor. Hollanda'nın turtaları meşhurdur. Yarım cm kalınlıktaki hamura 3-4cm kalınlıkta elma koyarlar. Benimkiler o kadar bol olmuyor tabi ama olsun. Ben hamurun üzerinde hiç boşluk kalmayacak kadar koyuyorum. 25 cm lik kelepçeli kabıma 4-5 orta boy elma yetiyor. Yani 4-5 elmayı hazır edin, yetmezse ilave doğrayabilirsiniz.

Genelde elmaları önceden pişirmiyorum. Çünkü çoğunlukla yumuşamaya yüz tutmuş elmaları kullanıyorum. Fakat çok sert ve ekşi elma ise önceden tencerede biraz şeker ve tarçın ile kendi suyunda pişirebilirsiniz. Çok değil ama fırında da pişecek çünkü eriyip gitmesin. Ben sert elmaları dahi önceden pişirmediğimi belirteyim.

Şimdi sıra hamurda. Tarif şöyle:

-yarım su bardağı yoğurt
- yarım paket tereyağı veya margarin (125gr)
- yarım su bardağı sıvıyağ
- kabartma tozu
- 1 kaşık toz veya pudra şekeri
- aldığı kadar un. (Yaklaşık 3 su bardağı)

Tereyağını eritmeden yoğuruyoruz hamuru. Ama yoğurması daha uzun sürdüğü için eritince de oluyor, tarafımdan denemiştir :)) Hamur çok sert olmasın ama yumuşak da olsa sert de olsa çatlayan bir hamur oluyor şaşırmayın. Genelde merdaneyle büyütüyorum fakat o da çatlıyor.

Bu ölçülerle büyük bir tepsi hamur oluyor. Benim kabım için bu ölçünün yarısı yetiyor. Hamur fazla olmuşsa fazlasını yağlı kağıda sarıp derin dondurucuya koyuyorum. Tabi top halde değil, yuvarlak açılmış halde.

Turtayı fırın kabında da yapabilirsiniz, yağlı kağıtta da. Çok defa yağlı kağıdın üzerinde merdaneyle biraz açarak, üstüne elmaları koyup öylece pişirdim. Yakın zamanda kelepçeli tepsi aldım ve kullanmak çok hoşuma gidiyor. Bazen merdaneyle bazen hamuru parça parça alıp kabın zeminine elimle bastırarak turta hamurunu hazırlıyorum. Üstüne dilimlenmiş elmalar. Gül gibi şekli olsun derseniz tek tek dizebilirsiniz elmaları. Bana fenalık geliyor hiç yapamadım. Üzerine birkaç kaşık toz şeker serpip biraz tarçın dökünce tamamdır (eğer önceden tencerede elmalar piştiyse ayrıca koymaya gerek yok). Aslında hiç şeker koymadan da pişirebilirsiniz. Elmanın tadından oldukça tatlı oluyor. Şekeri az gelirse piştikten sonra pudra şekeri dökülebilir.

Yine elmaların arasına fındık fıstık ceviz falan da konabilir ama bu tip şeyler fırında çabuk yanıyor. Fırından çıkınca da eklenebilir. Hollanda'da genelde krema ile servis edilir, bu şekilde de deneyebilirsiniz.

Fırında ne kadar pişecek derseniz bu sizin fırına göre değişir tabi :) Ben 200 dereceye ayarlıyorum, piştiğini de mis gibi kokusundan anlıyorum. Elmalar eridiği için turta hamuru ıslanacak ve bu yüzden pişmemiş zannedebilirsiniz. Onun için hamuru biraz kenardan kaldırıp altının renk değiştirip değiştirmediğine bakın. Hafif kahverengiye dönmeye başladıysa pişmiştir. Soğuk veya sıcak her iki şekilde de yenebilir.

Afiyet olsun.

20 Eylül 2016 Salı

Doğum Sonrası Göbeğini Yok Etmek

Doğum yaptıktan uzun bir zaman sonra hala hamileymişsiniz gibi gözüken bir göbeğiniz mi var? Üstelik ne kadar zayıflarsanız zayıflayın gitmiyor. İşte bunun  özel bir sebebi ve bu yüzden özel bir çözümü var. Bu yazıda ona değinmek istiyorum.

Tatil dönüşü biraz sağlıklı yaşama döneyim, fazlalıklarımı vereyim istiyorum ve bu amaçla araştırmalara başladım. Ve annelerin bu göbek probleminin dikkatle ele alınması gerektiğini öğrendim. Bu konuda çok kaynak ve bilgi kirliliği mevcut ne yazık ki. Sağlıkla ilgili bir konu olduğu için iyice araştırmak, gerekiyorsa bir fizik tedavi uzmanından yardım almak gerekiyor.

Hamilelik döneminde bebek büyürken annenin vücudu onun gelişimi için en uygun pozisyonları alır. Bu süreçte karın kasları da ayrılarak anne karnında bebeğe yer açılır. Karın kaslarındaki bu ayrımın bilimsel adı diastasis recti olarak geçiyor. Aşağıdaki görselde normal vücut ve diactasis recti problemi olan vücutların kas şeması gösteriliyor.

Görüldüğü gibi kasların ayrılmasıyla göbek gevşek ve sarkmış görünecektir. Kendi diastasis recti açıklığınızın ne kadar olduğunu anlayabilmeniz için yapılması gerekenler şu videoda anlatılmış. Böylece kaba bir muayne ile bu soruna sahip olup olmadığınızı anlıyorsunuz. http://youtu.be/ySBaouIVjEE

Genelde göbeği olan insanlara yatarak mekik çekmeli, bacak kaldırmalı abdominal hareketleri tavsiye edilir. Fakat dikkat edilmelidir ki diactasis recti'ye sahip olan kişilerin bu herkese önerilen hareketleri yapması sakıncalı. Çünkü bazı hareketler bu açıklığın daha da açılmasına sebep oluyormuş. Bu yüzden fizyoterapist desteği almak tavsiye ediliyor zaten. Hangi hareketlerin sizin için uygun olduğunu söylüyorlar.

İnternet de bu bilgi karışıklığından nasibini almış olacak ki, kendim için bir egzersiz programı aradığımda, birbirini hiç tutmayan tavsiyelerle karşılaştım. Asıl arayacağımız egzersiz türleri
- diastasis recti safe exercices
- crunchless /crunch free diastasis recti
gibi başlıklar içerenler olacak.

Okuduğum yazılar içinde bir fizyoterapist tarafından yazılmış olan şu yazıyı beğendim ve tavsiyelerini mantıklı buldum. Onun önerdiği egzersizler yatarak değil ayakta yapılıyor ve diastatis recti için tamamen güvenli. Ayrıca bu hareketlerin sadece bu problemi olan kişiler için değil, her insanın güvenle yapabileceği hareketler olduğunu belirtmiş.

Sanırım ilk etapta bu yazının önerdiği hareketlerle başlayacağım ben. Zamanla daha farklı olanları da deneyebilirim belki. Video şu adreste http://youtu.be/K_EAdZX6T9c

Bu videoları açınca, youtube alakalı videoları da gösteriyor. Siz de inceleyip kendinize uyanları seçebilirsiniz.

Sağlıcakla kalın.


Ev İlanlarından İç Dekorasyon Fikri

Hollanda'da ev dekorasyonuna fazlasıyla önem verilir. Bunu ev ilanlarını gezerken daha iyi anlıyorsunuz. Kesinlikle daha sade, fazla doldurulmamış ve tek tip olmayan evler görülüyor. Kaliteli parçalarla mümkün olduğunca ferah döşeniyor. Bunu farkettiğimden beri ev dekorasyonundan fikir almak için ev ilanları geziyorum. Bu eve de yine böyle rastladım.

Aşağıdaki ev satılık bir ev. Evin kendi eşyaları ile fotoğraflanmış. Peki bu evdeki fazlalıklar nerede hiç fikrim yok. Bir de nasıl bu kadar temiz kalabiliyor. İstanbul'da bazı ev ilanlarına bakarken (içinde oturan varsa) eşya kalabalıklığından dağınıklıktan bazen midem bulanırdı. Burda nadir de olsa öyle fotoğraflar var ama ya Türklere ya Araplara ait. Ne ilginç oysa dinimiz hem mala düşkünlüğü hem de pasağı sevmez.

















Her odada bulunan büyük canlı bitkiler sizin de dikkatinizi çekti mi? Çok seviyorum, bayıldım.

19 Eylül 2016 Pazartesi

Hayat Önceden de Hep Böyle Yoğun muydu?

31 Ağustos'ta tatilden dönüşümüzün ardından 20 gün geçti ama ben zaman nasıl geçti anlamadım. Geldiğimizden beri koşturuyorum ve yatağa sızlayan bacaklarla giriyorum. Günlerdir rutinimi yeniden kurmaya çalıştım ama eh işte yeni oldu sayılır.

Bu seferki dönüşümüzde, dönüş sonrası işler normalden biraz daha fazlaydı. Gitmeden önce evin bazı eşyalarını yenilemiş ama montajını bitirememiştik. Biz tatildeyken eşim gardrobu genel hatlarıyla tamamladı (an itibariyle monte edilecek beş kapağı ve duvar sabitleme işi var). Gelince oğlumun odasına yığdığımız tüm eşyaları elden geçirip, atılacaklar/yıkanacaklar ayrılıp, yeni yerlerini planlayıp yerleştirme işi vardı. Aslında bomboş bir günüm olsa bir günlük iş. Ama her gün azar azar yaparak 10 günde falan anca tamamladım. Neyse ki şimdi herşey yerini bulmuş durumda.

(Konmari metoduyla dolapları düzenlerken)

Tabi bu tatil dönüşü çamaşırlarına bir on kat eklenmesi anlamına geliyor (ki dolaptaki herşeyi yıkamadım zaten), geldiğimizden beri hergün çamaşır yıkıyorum. Evdeki çamaşır sepetleri yetmiyor artık diye iki tane daha çamaşır sepeti aldım.

Günlük işler zaten hiç bitmiyor, yemek, bulaşık, topla, sil... Çocuklu evde bu işler ne kadar yoğun oluyor anneler çok iyi bilir. Bunları da geçtim sonuçta hep yaptığımız şeyler alışkınım ama evde duramıyoruz ki hiç, iş yapabilelim!

Beni bu güzel havalar mahfetti. Bugün de bir arkadaşıma dedim, geldiğimden beri hollanda çok sıcak, o klasik serinliğini daha hiç yaşamadık ve ben hala sıcaktan bunalıyorum o serinliği özledim! Gerçekten Türkiye'de sıcağa fazlasıyla doymuştum, burda da orası gibi sıcaklar oldu. İyi hoş ama sıcak hava yan gelip yatınca güzel. Çocukların peşinden koşarken, her bir yerinden terler boşanırken pek de keyif verici olmuyor doğrusu.

Yine de çocuklara kıyamadığımdan, her fırsatta dışarı çıkardım. Hatta gün boyunca sadece 2-3 saat evdeydik diyebilirim (oğlum uyurken o da). Yaza doysunlar, açık havada bol bol oynasınlar dedim ama şimdi de içeri gelmek istemeyen, evde canları sıkılan bıcırıklarım var. Neyse bir orta yol bulucaz inşallah.

E bunun haricinde çocukları oraya buraya götür işleri de çoğaldı. Çocuklar büyüdükçe annelik, çocuğa bakmaktan, onu oradan oraya taşımaya evrimleşiyor. Okula götür, kursa götür, arkadaşına götür, bekle bekle bekle... Beklerken kardeşi oyala, işte böyle günlerimiz. Helocum okuldan hariç üç gün okul sonrası aktiviteye gidiyor, e bir gün de keyfi geziler desen, haftasonunu ise hiç sayma kahvaltıdan sonra evde yokuz derken evi otel gibi kullanır olduk. Fakat hala aklımız fikrimiz gezmede. Geçen annem telefonda dedi ne çok geziyorsunuz, çok para harcıyorsunuz diye sitem ediyordu (ki yakında yine elma bahçesine gitmiştik), dedim anne bak elma bahçesi bize 13 dak mesafede, gittik bir torba elma armut topladık 5,5 eu tuttu. Hadi çay kahve de içtik 10eu de. Orda 3 saat oynadı çocuklar. İstanbul'da bütün bir öğleden sonrayı geçirmek için kaç para harcanır bi düşün. Yolu, yemeği, oyunu derken. Burda hiç maliyetsiz gezebiliyor insanlar. Sandviçini hazırlayıp bisikletine atlayıp parklara ormanlara gidiyorlar. Doğru dedi ne desin. 

Ne diyordum, hal böyle olunca iki hafta sonrasına bile programlarımız belli oluyor. Çocuklar da zaten çok seviyor.

Şimdi bu süreçte o kadar çok paylaşacak şey birikti ki. Yazmayı istediğim birkaç gezi, çocukların mektupları, yeni öğrendikerim, gelişmeler falan. Hayat hızla akıyor be ben yazamıyorum. Bundan sonra yazacağım inşallah. Bu başlangıç olsun tez zamanda da devamı gelsin :)



17 Eylül 2016 Cumartesi

Doğa Günlüğüm #8

Hala evde normal rutinime dönemediğim için yazı yazma hevesimi biriken doğa fotoğraflarımla gidermek istiyorum. İşte en son eklediklerim....

Divar marulu🌱 yol kenarlarında, kırlarda çok görülen minik sarı çiçekli bu bitki, marul ailesinin onlarca türünden biriymiş. Tabi eğer yaprakları şekildeki gibiyse. Marul ailesinde yer alıyor ama yenilebilir olduğundan değil. Sanırım daha çok otobur hayvanlar yiyiyor. Kökeni finlandiya imiş, kayaık kurak yerlerde kolayca yetişirmiş. 🌱🌱 ingilizce adı: wall lettuce 🌱 latince adı:  lactuca muralis #doğa #doğagünlüğüm #nature #bitki #plant #wildplant #yabanibitki #divarmarulu #walllettuce

Etekli kayagülü 🌱 Gördüğüm her çiçeğin fotoğrafını çekecek durumda olamıyorum bazen. Sonra da başka yerde görünce tanıdık geliyor. Bir blog arkadaşım (Handan) saksısından çıkan bu çiçeği merak etmiş ve sormuştu. Yorumlarda adı belirtilmişti ve ben de hemen kaydettim tabi ki :) Yoğun çiçekli hali ne kadar hoş değil mi?🌱 latince adı: aethionema membranaceum 🌱 ingilizce adına dair bir kaynak bulamadım. #plant #nature #doğa #doğagünlüğüm #çiçek #bitki #yabanibitki #plant #flower #nature #green
Begonvil🌱 Sıcak iklimlerde yetişen bu narin çiçeğin bulunduğu her yeri güzelleştirdiği inkar edilemez. Fakat özsuyu toksik özelliğe sahipmiş ve cilt hasarlarına sebep olabilirmiş.🌱🌱İngilizce ve latince adı: bougainvillea🌱🌱🌱 Vikipedi bilgisi: egonvil, mor, beyaz, pembe ve kırmızı renkte çiçekleri olan, tırmanıcı özellikte ve ağaçsı bir bitkidir. Güneşi sever. Hastalık ve böcek barındırmaması önemli bir özelliğidir.

Adını, kendisini 1768 yılında Brezilya'da keşfeden ve Avrupa'da tanınmasını sağlayan Fransız amiral Louis Antoine de Bougainville'den almıştır. Gelin Duvağı ve Rodos Sarmaşığı diğer adlarıdır. #begonvil #pink #pembeçiçek #pinkflower #plant #nature #doğa #doğagünlüğüm #sarmaşık #green #bougainvillea

İran menekşesi 🌱 Aslında bu çiçeğin türkçe adını tam bulamadım, bazı kaynaklar ingilizce adından itibaren böyle çevirmiş. Kayalık yerlerde yetişen bir #bahçeçiçeği dir. Beyaz ve morun farklı tonlarında çiçekleri olan türleri vardır. 🌱 ingilizce adı: persian violet 🌱 latince adı: exacum 🌱🌱🌱 #doğagünlüğüm #green #doğa #nature #plant #gardenplants #exacum #iranmenekşesi #morçiçek #persianviolet

Yüksük otu🌱 Bu yaz çokça gördüğüm bu çiçeğin adını bilmiyordum. Geçen gün takip ettiğim hesaplardan birinde karşıma çıkıverdi. Çok güzel değil mi? 🌱🌱 ingilizce adı: foxgloves 🌱 latince adı: digitalis 🌱 vikipedi bilgisi: Yüksük otu, yaklaşık 20 türle temsil edilen, Scrophulariaceae familyasına ait bir otsu bitkiler taksonudur. İki yıllık ve ömürlü cinsleri olan bir bahçe çiçeğidir. #photocredit mysimplehome #yüksükotu #foxgloves #doğagünlüğüm #doğa #nature #plant #flower #çiçek #yazçiçeği #summerflowers #gardenflowers


Çan çiçeği 🌱 Daha önce #dg_çançiçeği etiketiyle bu çiçeği paylaşmıştım ama onlar daha kapalı tam çan şeklinde olanlardı. Fotoğraftaki gibi tam açmış yıldız şeklindeki çiçekleri çok görüyor ama adını bilmiyordum. Meğer o da çan çiçeğiymiş :) 🌱 ingilizce adı: bellflower latince adı: campanula #summerflowers #yazçiçeği #çiçek #flower #doğagünlüğüm #doğa #nature #plant #bluebell #çançiçeği






11 Eylül 2016 Pazar

8 Eylül 2016 Perşembe

Türkiye Tatili Günlükleri 3

Tatili bitirip dönmemizin üzerinden bir hafta geçti bile ama başladığım seriyi tamamlasam iyi olacak. Toplam 6 hafta kaldık ve bu güne kadar hep ikişer haftanın özetini yazmıştım. Son iki hafta da şöyle geçti.

3. ve 4. haftaları Tekirdağ'da geçirdikten sonra annemleri orada bırakıp İstanbul'a döndük eşim geleceği için. Üç haftadır babalarını görmeyen çocuklar bir sabah uyandıklarında onu evde bulunca çok sevindiler. Antalya'daki tatilimize gidene kadar İstanbul'da birkaç günümüz daha vardı. Bu sürede ailecek gezdik, tatil alışverişi yaptık ve babanneyi ziyaret ettik. Annemler olmadığı için yemek işleri bana düşmüştü ve ne yalan söyleyeyim bir ay mutfağa girmedikten sonra özlemişim. Güzel güzel yemekler pişirdim :)

Sonra önceden ayarladığımız otele gittik. Eşim ve ben gideceğimiz yerlerde çok aşırı lüks veya üstün hizmet arayışında değiliz. Temiz olsun, yenilebilecek yemekleri olsun ve bir diğer olmazsa olmazımız yeşil olsun. Ne yazık ki bir çok otel yüksek binalardan, tam teşekküllü aquaparklardan ağaç çiçek için alan ayırmıyor. Eşim otel seçerken (evet ben hiç aramam hep o bakar) uydu görüntüsüne bakıp ne kadar yeşil olduğunu inceler. 

Gittiğimiz otelden bu açıdan çok memnun kaldık. Aşırı güzel bir bahçesi vardı. İki katlı evler şeklindeydi odalar. Çiçekler ağaçlar bol bol serpiştirilmişti aralarına. Havuz kenarında ağaç gölgesinde oturabiliyordunuz. Hatta havuzun bir kıyısını (şezlongla doldurmaktan vazgeçip) bir sıra çiçekle doldurmuşlardı. Otelden plaja geçiş hattında bile bir sıra kumları doldurup çiçek ve ağaç ekmişler. Benim gibi doğa aşığı için çok hoş ayrıntılardı bunlar. Dolayısıyla çok beğendim. Yemekler, havuz, diğer hizmetler de beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı.

Çocuklar da çok sevdi çok oynadı. Gündüz havuz ve denizde, akşamları oyun parklarında oynayıp durdular. Novadünya bütün gün dışarda olmaya feci alıştı tabi. Hala bu isteği devam ediyor ve neyse ki geldiğimizden beri Hollanda havası orayı aratmıyor, hep dışarılardayız.

Ne kadar güzel olursa olsun otel tatili bence 4-5 günden sonra rutine dönüyor ve sıkıyor. Bana öyle oldu. Eşim 7 gece 8 gün almış tatili, doğrusu son günler geçmek bilmedi. Su aşığı ben doydum demek ki. Tekirdağ'da kaldığım 15 günde toplam yüzdüğüm süre yarım saati geçmemiştir (oğlum bensiz durmuyordu, beraber girdik ama çıkmak istiyordu). Otelde babasında durdu ve sırayla yüzdük. Çocuksuz günlerdeki kadar çok değil elbet ama yine de fena değildi ve ben doydum. Helocum zaten hiç sudan çıkmadı, biz sırayla yüzerken bize eşlik etti.

Otelde bir ilk daha gerçekleştirdik ve ailecek fotoğraf çekildik. Oğlum bundan pek hoşlanmadı ama çok güzel fotoğraflarımız oldu valla. Hiç böyle fotoğrafçıda çekilmiş güzel resimlerimiz yoktu. Eve gelince çerçeveleri doldurdum.



Antalya'dan döndükten sonra İstanbul'da son birkaç günümüz daha vardı. Onlar da  yakınlarımıza doyma buluşmalarıyla, valiz hazırlıklarıyla geçti bitti. Çok şükür kolay bir uçuşla döndük yine yuvamıza. Geldiğimizin hemen ertesi günü okula başladı kızım (normalde hafta başında başlamıştı biz geciktik) ve o günden beri koşturmalar son hızıyla devam ediyor...

Şimdi düşünce, başlarındaki korkuyu saymazsak çoğunlukla güzel bir tatildi. Çocuklar akrabalarına, onların sevgisine doydular. Birçok yeni şey kattılar ve ben de tekrar evimi özleyecek kadar aylardır biriktirdiğim tüm özlemimi giderdim.
Çok şükür.


6 Eylül 2016 Salı

Ritmik Jimnastik Dersleri Başlıyor

Tatil dönüşü hızla geri döndüğümüz rutinler ve bitmeyen işler yüzünden yazacaklarım birikti ama dün ig'de paylaştıklarımı buraya kopyalamasam olmaz...


Bu günü doğru düzgün bir foto eşliğinde kayda almak isterdim ama ne yazık ki şarjım bitmişti. Ve sonlarına eşim katılmamış olsaydı bu fotoğraf da olamayacaktı... 

〰Doğduğundan beri ortalama bir kız çocuğundan biraz daha kıpırdak olan #helodunya için enerjisini atarken aynı zamanda biraz daha ciddi spor eğitimi veren bir jimnastik okulu arıyordum. Daha önce gittikleri olmuştu ama daha çok eğlenceye yönelikti. Geçen yıl gittiği bale de bedensel sınırlarını pek zorlamadı. Oysa hep yeni şeyler denemeyi seviyordu. Olimpiyatlarda hayranlıkla seyrettiğim artistik jimnastiğin ona uygun olacağını düşündüm ve araştırmaya başladım. 

〰Bu tarz eğitim veren okullar vardı ama ya uzak ya zamanları/yaş aralığı uymuyordu ve tam vazgeçmek üzereyken son bir kez daha arama yaptım google da cumartesi günü. Tesadüfen karşıma bir site çıktı, haftanın bir günü evimizin hemen karşısındaki yüzme havuzunun spor salonuna gelen bir eğitim varmış ve dersler +4 yaşmış. Pazar günü mail attık iki saatte geri döndü, yarınki derse deneme dersine gelsin dedi. Ay bi şok bi heyecan (genelde bu kadar hızlı dönüş yapılmıyor). 

〰Dila videoları seyretmiş bayılmıştı, bugün bir gittik daha da bayıldı. Her yaştan belki 50 kız, harika kostümler ve değişik parlak aparatlar eşliğinde hazır bekliyorlardı. Bunları görünce gözleri daha da büyüdü tabi. 

〰Hepsi gruplara ayrıldı, farklı hocalar geldi. Bizim minikler 6 kişi oldular. Daha ilk günden top, kurdele ve hulahop ile değişik hareketler yaptılar. Tamamını izledim her açıdan çok çok beğendim. 

〰Daha ilk günde abartmış olucam ama hayallerimi durduramıyorum. İlerde jimnastik yarışmalarında, belki olimpiyatlarda bile boy gösterir kim bilir?

#ritmikjimnastik

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Doğa Günlüğüm #7

Bu güne kadar tam 50 çiçek ve bitkinin fotoğrafını paylaşmışım #dogagunlugum de. Resmini çektiğim ama henüz bilglerini tamamlamadığım ise onlarca... Hepsine yetişmek mümkün değil ama yavaş yavaş keşfedeceğiz bu engin alemi. İşte son fotoğraflar...


Acı sivri biber🌱 Çiçeği burnunda biberler. Neredeyse tüm sebze ve meyvelerde önce çiçek açıyor, sonra o çiçek ürüne dönüşüyor ya, bu süreç beni çok şaşırtıyor. 🌱  Latince adı: Capsicum (bu tüm biberlerin ortak adı, bir sürü alt türü var)🌱 ingilizce adı: pepper🌱🌱
Acı biberi ne kadar acı yersiniz? Biraz önce araştırma yaparken biberlerin acılık değerinin bir yöntemle ölçülüp birimleştirildiğini öğrendim. Şöyle diyor: 
Scoville, biberlerin acılık birimidir. Scoville ölçüm sistemi, 1912 yılında Wilbur Scoville isimli farmakolog tarafından geliştirilmiştir. Test, bir miktar biber ekstresinin tadı denekler tarafından hissedilmeyecek hale gelene kadar şekerli su ile seyreltilmesi ve acının hissedilmediği anda şekerli su ile biberin oranlarının ölçülmesiyle yapılır.

Acı tat, kapsaisin adlı maddenin kemoreseptör sinir uçlarını (nöron uçlarındaki dentritler) uyarması sonucu hissedilir. Acı, deride de hissedilmekle beraber goblet hücrelerinin yoğun olduğu ve mukus zarıyla kaplı dokularda daha iyi hissedilir. Kapsaisin içeren meyveler acı biber olarak ifade edilir ve Scoville ölçümü de kapsaisin oranının hesaplanması esasına dayanır.

İşin ilginç yanı bazı biber türlerinin acılık derecesindeki fark. Benim asla ağzıma süremediğim jalepone 2500-8000, yeşil acı biber 600-800 acılık değerine sahipmiş. Dünyanın en acı biberi ise 1.500.000. Durun daha bitmedi. ABD yasalarına uyan biber gazı ise 2.000.000-5.300.000 acılık değerine sahipmiş. Şok oldum !!!!
#acıbiber #yeşilbiber #doğa #doğagünlüğüm #pepper #nature #yenilebilirbitkiler #plant #vegetable #sebze #yeşil #green #çiçek


Kadife çiçeği 🌱 Yine çocukluğumda sıkça gördüğüm bir çiçekti kadife çiçeği. Geçenlerde fotoğrafını çekip de anneme sorduğumda annem de hatırlayamadı adını benim gibi. Biraz önce ise galeriye koymak için baktığımda adı zihnimin derinliklerinden su yüzüne çıktı. Hemen google'a sordum ve bingo! 🌱🌱
Latince adı: tagetes 🌱 ingilizce adı: merigold.🌱🌱 Bu bitkinin çiçeklerinin biraz daha değişik olduğu birçok türü var ama yapraklar hep aynı.🌱🌱Vikipedi bilgisi: Kadife çiçeği  her yerde kolayca yetişir, güneşli, ya da yarı gölge yerleri ve  nemli  toprakları sever. Sıcak iklim bitkisi olduğu için soğuktan etkilenir
Toplu halde dikildiğinde çok güzel görünür.  Saksı çiçeği olarak da yetişmektedir. Açık sarı ile turuncu arasında yalınkat ve katmerli çiçekler açarlar. Keskin kokusundan dolayı, bahçelere sebzeleri zararlılardan korumak içinde dikilmektedir.
Kadife çiçeği fazla bakım istemeyen yetiştirilmesi  kolay bir çiçektir. Tohumdan üretilir.

#kadifeçiçeği #çiçek #flower #doğa #doğagünlüğüm #nature #merigold #plant


Çin ortancası 🌱 Asıl kökeni Himayalar olan ve uzak doğuda yaygın görülen bu ortancaya çin ortancası deniliyor. Ortada tohum şeklindeki kısımlar hiç açmıyor, sadece kenarlarda simetrik bir patternde çiçekleri bulunuyor.🌱 latince adı: hydrangea aspera 🌱 ingilizce adı: chinese hydrangea. 🌱🌱 bakımı ve diğer tüm özellikleri, diğer ortanca türleriyle aynıdır.
#plant #flower #ortanca #hydrangea #chinesehydrangea #doğa #nature #çiçek #flower #çinortancası #doğagünlüğüm


#aslaöldüremeyeceğiniz10bitki nin beşincisi orkide. Evet birçok kişinin orkide bakımına dair sıkıntısı var ama eğer onu gerçekten ihmal ederseniz bakımı süper kolaydır. İki haftada bir su vermeniz yeterli ve doğrudan güneş alan bir yere değil de yarı gölge bir yere konulmalı. Ayrıca buz küpleri yöntemiyle de sulanabilir. Haftada bir 1-2 adet buz küpünü yaprakların dibine toprağın üzerine koyun tamam. Doğru şekilde bakıldığında 8-10 hafta boyunca açık kalan çiçekleri ile eve her daim ışıltısını katacaktır. #plant #flower #potflowers #orchids #orkide #pembeçiçek #evdekiçek #salonçiçeği #doğa #doğagünlüğüm #içerdekidoğa


Cam güzeli.🌱 Hatırladığım en eski evimizin penceresinde vardı cam güzeli. O zamanlar 5-6 yaşlarındaydım ve adı cam güzeli olduğu için hep camda durması gerektiğini sanırdım...🌱 ingilizce adı: busy lizzy, sultana, impatiens. 🌱 latince adı: Impatiens walleriana

Kenya kökenli, soğuğu sevmeyen, bol su isteyen bol çiçekli bir bitkidir. #doğagünlüğüm #doğa #salonçiçeği #pembeçiçek #camgüzeli #busylizzy #nature #flower #pinkflower #summerflowers #yazçiçeği


Latince adı hylotelephium spectabile olan bu çiçeğin yaygın bir Türkçe adı yok. Bazı kaynaklar ingilizce adlarının çevirisini yapmış, bir yerde de derman çiçeği dendiğini okudum. Çünkü yaprakları her türlü yaraya iyi geliyormuş. Boyları 50-60 cm kadar olabiliyor, kocaman top gibi çiçeklerini arılar çok seviyor. Her yerde kolayca büyüyen bu bitki taş aralarından bile çıkabiliyor.🌱 İngilizce adları: showy stonecrop, butterfly stonecrop, ice plant 
#yazçiçeği #summerflowers #pinkflower #flower #nature #doğa #doğagünlüğüm #dermançiçeği #hylotelephium


Siyah domates🌱 Domates türlerinin karıştırılması ile elde edilmiş ancak genetiğiyle oynanmamış olan bu yeni domates türünün daha güzel kokulu ve lezzetli olduğu, ayrıca içerdiği yüksek antioksidanlar sebebiyle kansere düşman bir yiyecek olduğu söyleniyor. Ülkemizde akdenizde de yetiştirilmeye başlanmış 🌱 ingilizce adı:blue tomatoes 🌱 genel olarak domatesin latince adı: Solanum lycopersicum 
#doğa #doğagünlüğüm #domates #siyahdomates #tomatoes #bitki #plant #yenilebilirbitkiler

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Nova'ya Mektuplar: 19. Ay


Yakışıklı oğlum

Tamamını Türkiye'de geçirdiğimiz bir ayı geride bıraktık. Çok oynadın çok eğlendin bu ay. Çok da büyüdün, yeni yeni beceriler edindin...

İlk belirgin fark saçlarında oldu bence. Doğduğundan beri hiç saçın yoktu, yaşıtların kaçıncı saç traşını oldu fakat seninkiler bir türlü uzamamıştı. Hala da uzun sayılmaz ama keltoş görüntüsü gitti artık. Ve sanırım saçların baban gibi kıvırcık olacak. Teyzen diyor ki bir dahaki gelişinde bonus kafayla gelecek bu. Bakalım öyle olacak mı :)

Türkiye'de olmamızdan ötürü etrafındaki kalabalıktan çok şey öğrendin. Kelimelerin arttı (teyze, anane, daha yeni kelimelerin), bizi tekrar edişlerinde de gelişme var ama hala dilin çözüldü diyemeyeceğim. Acelesi yok bakalım bekliyoruz, zaten evde hiç susmayan bir ablan varken ikinizi birden düşünemiyorum.

Bu ay tam bir sokak delisi oldun diyebilirim. Gezmeye gitmenin senin dilindeki adı maaa. Ayakkabılarını alıp maa diyorsun. Hatta birkaç kere kapıyı açmış şekilde kapıda yakaladık seni artık kilitsiz bırakmıyoruz.

İhtiyaçların giderildiğinde çok uyumlu sakin bir çocuksun. Özgür bir alana sahipsen kendi kendine dolaşıp oynarsın. Nitekim Tekirdağ'dayken de bahçede gönlünce oynadın. Suları döktün, çiçekleri suladın, topraklarla taşlarla oynadın, karıncaları yakaladın, yorulunca da boylu boyunca yerlere yattın. Hiç problem değil benim için ams görenler biraz evham yaptı tabi :) Doğayı gerçekten çok seviyorsun.

Bir de salıncakları. İstanbul'daki parklarda sıra bekleyen olunca salıncağı bırakmak çok zor senin için. Bekleyen yoksa saatlerce sallanabilirsin. Salıncağı da hızlı seviyorsun. Elinle yaptığın beni uçarcasına salla manasındaki işareti artık herkes öğrendi.

Bu ay ilk defa benden başka birine aşk derecesinde bağlandın. Teyzenin kızı Eda (17)  ile çok güzel oynadınız ama nedense  onu kimseyle paylaşamıyorsun. Başkaları Eda'yı öperse sarılırsa falan kıskanıyorsun. Hep sen sarılacakmışsın.

Geçen yaz 4,5 aylıkken denizle tanışmıştın ancak pek hatırlamıyorsun muhtemelen, bu ay bilinçli olarak ilk tanışman oldu ve pek hoşlanmadın. Dalgalıydı o yüzden biraz korktun, belki yarın gideceğimiz otel tatilinde babanla yeniden denizi keşfedersin ve seversin diye düşünüyorum.

Geçen ay köpek dişlerini bitirdik sanıyordum fakat meğer bitmemiş. Son köpek dişin de bu ay çıktı ve nihayet rahatladık. Zira yine çok ama çok zorlandık. Şimdi kaldı son dört azı. Ablanda köpek dişleri ile son azılar arasındaki süre epey uzundu. Senin de öyle olur ve şu hiç açılmamış olan iştahın belki biraz açılır diye umuyorum.

Yazacak çok şey var ama hatırlamakta zorlanıyorum. Keşke her anını her tepkini her kahkahanı kaydedebilsem. Seni çok ama çok seviyorum. Nice aylara bebeğin.

Annen
İstanbul




11 Ağustos 2016 Perşembe

Türkiye Tatili Günlükleri-2

Bir mekan/düzen değişikliği yaşandığında üç aşamalı bir etkisi oluyor bende. Birincisi, "oh yeni yer, içim açıldı, gönlüm ferahladı" dönemi. İkincisi "yeter bu kadar, ben evimi & düzenimi özledim" dönemi ve son olarak da "buna da alıştık, yeni düzen kurduk, insan herşeye alışıyor" dönemi.

Gelişimizin üzerinden yaklaşık bir ay geçtiği ve eşim olmadığı için ikinci dönemin etkisini çok yoğun olarak hissettim. Evet etrafta yardımcı olacak çok kişi oluyor ama, çocuklar genelde beni tercih ettiklerinden veya diğer kişilere babaları kadar alışkın olmadıklarından, eşimin varlığının getirdiği faydanın, bu toplamdan daha fazla olduğunu yaşayıp idrak ettim. Yokluğunda eksikliğini çok hissettim, daha çok yoruldum ve ne yazık ki kendime fazla vakit ayıramadım. Genelde erken yatan çocuklarım, biraz daha geç yatmaya başladılar. Evet tatil sonuçta, geç yatsınlar farketmez ama benim tek dinlenme fırsatım, onlar uyuduktan sonra olduğu için, bu durum bana pek de iyi gelmiyor. 

Fakat son birkaç gündür üçüncü aşamadayım ve hayret ediyorum. Bu yeni düzene bile alıştık, bir şekilde idare ediyorum ve zor gelen durumlar artık zor gelmiyor. İnsanoğlu ne kadar değişken. Bazen düşünürüm; hani şu dizilerde bolca konu edilen, uygarlığın sonu gelse de, insanlar teknoloji olmadan ilkçağ şartlarında yaşasa, acaba hayatta kalabilir miyiz diye? Evet sanırım o şartlara da uyum sağlardık.

Fotoğraflar sırayla :
üst: yolda duran hurda traktörle oynarken / oğlumun öğle uykusunda kahve keyfim ve mavi çizgili çarşaflar
Orta: bahçedeki incir ağacı hergün 10-15 kg incir veriyor / çocuklar üst kattaki bahçeye bakan yan pencereyi keşfetmiş
Alt: teyzemlerin köpeği paşa bize kahvaltıya geldi / bahçedeki ağaçta çocuklar. Alçak duruyor ama gerçekte insan boyundan yüksekteler

Bir önceki yazımda tatilimizin ikinci kısmını Tekirdağ'da geçirdiğimizden bahsetmiştim. Annemin büyüdüğü eski bir köy evinde kalıyoruz. Eli yüzü düzgün bir ev ama pek de lüks sayılmaz. Çocukların bu farklılıkları tecrübe etmesini istiyordum. Gerçi ufaklık hatırlamaz belki ama kızımın belleğinde yer etsin. Su şişelerine doldurduğumuz güneşte ısınmış sularla, ağaçların altında, bahçede duş alınabileceğini, kalabalık sofralarda, bahçede ne yemek varsa kapış kapış yenileceğini, her sabah toplanan incirlerle kahvaltı edilebileceğini, hergün bahçenin süpürülüp yıkanması gerektiğini, bahçenin bir köşesinde duran kuşların suyunun dökülmeyeceğini....

Meyve ağaçlarını, sebze bahçesindeki sebzeleri, bahçeden toplanıp haşlanan mısırları, her gün suladığımız çiçekleri, günde on kere koşa koşa bakkala gitmeyi, denizde yengeç aramayı, limanda kıyıdaki kayıklara binmeyi, köy düğünündeki küçük kızların prenses kıyafetleriyle oyun havalarında dans edişlerini, her gün çekirdek yemeyi, dedenin gittiği balıktan getireceği balıkları heyecanla beklemeyi, ayıklanırken izlemeyi, denizde grup halinde şakalaşarak yüzmeyi, kuzenlerle günde yüz kez kavga edip barışmayı ama illa ki her sabah özlem gidermek için sarılıp öpmeyi...

Ben çocukluğumda aynı evde benzerlerini çok yaşayıp çok keyifli anılar biriktirdiğim için, çocuklarım da yaşasın, onların da bir "köy"ü olsun istiyordum hep. Sanırım oldu...

Ne yazık ki bu haftasonu köy hayatını sonlandırıp tatilin üçüncü aşamasına geçeceğiz. Kızımın buradan ayrılması pek kolay olmayacak ama kim bilir belki başka yaz tatillerinde yine geliriz? 


9 Ağustos 2016 Salı

Doğa Günlüğüm #6

#aslaöldüremeyeceğiniz10bitki nin üçüncüsü bambu. Suyun içine koyun ve bırakın. Üstelik fazla ışığa da ihtiyaç duymuyormuş. Sadece arada sırada temiz su ile değiştirmeyi unutmayın diyorlar. #bamboo #homeplants #plants #green #evçiçekleri #salonbitkisi #bambu #içerdekidoğa

Afrika Menekşesi🌱 Çok yaygın olan bu menekşenin Afrika kökenli olduğunu bilmiyordum. Siz biliyor muydunuz? 🌱 ingilizce adı: african violet 🌱 latince adı: saintpaulia lonantha🌱🌱 vikipedi bilgisi: Anavatanı Tanzanya olan bu bitkinin mor, pembe ve beyazın her tonunda çiçekleri bulunmaktadır.

Bitki yıl boyunca çiçekli olarak kalabilir. Çiçeklenme esnasında yılda bir veya daha fazla olarak, yeniden çiçeklenme için yaklaşık bir veya iki haftalık dinlenme geçirir. Yaprakları kalp şeklinde ve sürekli olarak canlıdır. Bitki genellikle gölge veya hafif güneş ışığı alan yerleri sever. Ancak doğrudan güneş ışığı alan yerlerde ve konumda bulundurmamak veya öğlen güneşi sıcağından korumak gereklidir.

Evlerde saksı çiçeği olarak yetiştirilir. Afrika menekşesi, yaprakları saplı, kendisi sapsız, tüylü, koyu yeşil, rozet biçiminde bir bitkidir. Koyu mavi, mor ya da pembe renklerdeki çiçekleri, 15 cm. uzunluğunda, ince sapların ucunda demet halinde bulunur. Tacı bitişik taç yapraklı ve düzensizdir. #menekşe #afrikamenekşesi #violet #africanviolet #flower #nature #içerdekidoğa #potflower #doğagünlüğüm #doğa #çiçek #flower #morçiçek


#aslaöldüremeyeceğiniz10bitki nin dördüncüsü Kalanşo (kalanchoe).🌱🌱 Çok az suyla ve az ışıkla yetinebilmektedir. 🌱🌱 vikipedi bilgisi: alanşo (Kalanchoe [Kalanchöe ya da Kalanchoë olarak da yazılır]) Crassulaceae familyasından etli yapraklı bitki türü. Kalanchoe ve Bryophyllum olarak iki seksiyonda toplanırlar.

Bu sukkulentler Afrika'nın ve Asya'nın tropik bölgelerinde yer almaktadır; çoğu türlerde Madagaskar'da bulunmaktadır.. Kalanşo'ların parlak kırmızı, sarı, pembe, turuncu çiçekleri vardır. Aydınlık, güneşli ve havadar ortamı tercih ederler. Fazla suya hassastır. #flower #homeplants #plant #içerdekidoğa #doğagünlüğüm #nature #çiçek #flower #doğa #kalanşo #kalanchoe

Zakkum 🌱🌱 Çiçekleri ve gösterişli görünümleriyle göz dolduran ama zehirli olan bu bitkiyi tanımayan yoktur herhalde. 🌱🌱ingilizce adı:Nerium 🌱🌱Latince adı: Nerium oleander🌱🌱Vikipedi bilgisi: Zakkum (Nerium oleander), Apocynaceae familyasından Haziran-Eylül ayları arasında beyaz, pembe, kırmızı, sarı ve krem renklerde çiçekler açan 2-5 m yüksekliğinde zehirli bir bitki türü.

Dere yataklarında ve su kenarlarında yetişir. Susuzluğa en dayanıklı bitkilerdendir ve kışın yapraklarını dökmez. Ayrıca bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.

Morfolojik özellikleri:
Gövdeleri dik, esmer renkli ve silindir şeklindedir. Yaprakları mızrak şeklinde, kısa saplı, karşılıklı veya üçlü dairesel durumlarda dizilmiştir. Çiçekler, yalancı şemsiye durumunda toplanmış, güzel kokulu, büyük çiçeklerin sapları tüylü ve oldukça kısadır. Bitki zehirlidir. #zakkum #çiçek #doğa #doğagünlüğüm #flower #nerium #pinkflower #plant #nature


Akşam sefası 🌱🌱 Çocukluğumun tüm dış mekan hatıralarında yer alır akşam sefası. Akşamüstü serinliğinde açıp, gündüzün diğer saatlerinde kapalı olması çok ilginç gelirdi. Şimdi araştırırken kökeninin Peru olduğunu öğrendim, o kadar uzaklardan nasıl gelmiş nasıl da yaygınlaşmış hayret. 🌱🌱 Fotoğrafta da görülen siyah tohumlardan kolayca çoğalabiliyor, bu tohumlar yaz sonuna doğru bitkinin etrafında yerde bolca olur, görürseniz toplamayı unutmayın. 🌱🌱 İngilizce adı: four o'clock 🌱 Latince adı:Mirabilis jalapa 🌱🌱🌱 vikipedi bilgisi:Amerika'nın tropik bölgelerinden dünyanın birçok yerine dağılmış olan akşamsefası çabuk gelişen ve 1 m'ye kadar boylanabilen bir bitkidir. Kısa saplı oval yaprakları, eklem yerleri şişkince bir gövdesi, beyaz, sarı, pembe ve kırmızı çiçekleri vardır.

Bazen çizgili ve benekli de olabilen çiçekleri akşamüstü açıp, sabahları kapandığı için bitkiye akşamsefası denmiştir. Kalıtım deneylerinde kullanılan köklerinin müshil ve solucan düşürücü etkisi vardır. #nature #plant #pinkflower #akşamsefası #flower #çiçek #kırçiçeği #fouroclock
# Mirabilisjalapa


Çarkıfelek meyvesi🌱🌱 Biraz önce bir arkadaşım bu çiçek resmini gönderip bilip bilmediğimi sordu, ve tabi ki ben de şak diye söyledim :)) Şaka bir yana bu çiçeği görüp de unutmam mümkün değil. Tesadüf bu ya birkaç gün önce takip ettiğim doğa hesaplarından birinde paylaşılmıştı ve benim de çok ilgimi çekmişti. 🌱🌱İngilizce adı: passion fruit 🌱🌱 latince adı: 
Passiflora edulis 🌱🌱 vikipedia bilgisi: Çarkıfelek adıyla bilinen meyveleri insanlarca tüketildiği için tropik bölgelerde ziraati yapılır. Bitki, asma sülüğü gibi helezonik tutmaçlarla tutunarak hızlı büyür. Ömrü yaklaşık 6-7 yıldır. Soğuğa dayanıklı değildir. En fazla -1 ilâ -2 derecelere kadar dayanabilmektedir.

Meyveleri kek ve pastalara katıldığı gibi meyve suyu yapımında da kullanılır. Güney Afrika'da meyveli yoğurt yapımında gözdedir. İsrail'de "sicar" adlı şarap yapılır.

Sarı ya da Mor meyveli iki ana tipi vardır. Mor meyveli çarkıfelek daha küçük ve çok tatlı olmasına karşılık, sarı meyveli çarkıfelek ondan oldukça büyük fakat daha az tatlıdır. Verimli olduğu için sarı meyvelisi daha yoğun olarak yetiştirilir.

#çarkıfelek #passionfruit #passiflora #doğagünlüğüm #bitki #çiçek #doğa #nature #fruit #meyve #yenilebilirbitkiler #çiçek #flower




4 Ağustos 2016 Perşembe

52. Ay Mektubu: İlk Kez Unuttum

Canım kızım,

Dün birden bire bu ay mektubunu unuttuğumu farkettim. Nasıl oldu hiç fikrim yok, çok şaşkınım. Bazen hatırlıyorum ama geç yazıyorum o ayrı ancak, bu sefer gerçekten ne günü farkettim ne de mektubu yazmam gerektiğini.

Neyse geç olsun güç olmasın diyelim amma şimdi de o ay neler yapmıştın pek hatırlayamıyorum. Sağolsun telefonun fotoğraf arşivi ve instagram imdadıma yetişiyor. Bu ayın son bir haftası İstanbul'da geçmiş oldu. Dolayısıyla önceki üç hafta da okulun son günleriydi.

Okula yine keyifle gidip geldin, bol bol oynadın. Kapanmadan önceki hafta öğretmeninle bir değerlendirme görüşmesi yaptım. O gün instagrama yazdığım notu buraya da alayım.


Can kızım bal kızım gül yüzlü kızım. 24 Martta başladığı ilkokul macerasının ilk yaz tatiline az kaldı, haftaya çarşamba kapanıyor okulu. Dün öğretmeniyle ilk kez detaylı görüşme yaptık. Çok duygulu bir andı, not etmeden geçemeyeceğim. Sınıfta çok rahat olduğunu, çok sevildiğini söyledi. Oldukça akıllı ve yaratıcı bir çocukmuş. Yaptığı çalışmaları örneklerle gösterdi, çok farklı dedi. Hollandaca'sının ne durumda olduğunu merak ediyordum, diğer çocuklarla hiç fark yokmuş. Bir deste kavram kartı gösterdi, bunların hepsini sorduğumda doğru biliyor dedi, çok hızlı öğreniyor ve öğrenmekten zevk alıyor. Ayrıca narin gözüküyor ama çok güçlü bir çocuk dedi. İçimde tarifsiz bir mutluluk, bir gurur. Biliyorum evlatlarımız kendimiz için değil ama emeklerinin karşılığını bulduğunu görmek çok güzelmiş. Öğretmen de bizim okuldan memnun olup olmadığımızı sordu, çok seviyor, bol bol oynuyor, onun keyif alması herşeyden önemli dedim ben de. Keyif olunca gerisi gelir... 🙏🏼#helodunya

Bundan başka bu ay yazmaya olan ilginin daha da arttığını söyleyebilirim. Kendi ismini yazıyordun zaten. Şimdi 4-5 arkadaşının ismini de bakmadan yazabiliyorsun ve çeşitli yerlerdeki yazıları baka baka yazmaya çalışıyorsun. Özellikle öğretmiyorum harfleri sadece sorduklarına cevap veriyorum ama şu harfler konusu benim de kafamı karıştırmıyor değil. Uzmanlara göre herkes kendi dilinde telaffuz etmeliymiş ama bazen Türkçe, İngilizce ve Hollandaca karışıyor tabi. Bakalım okuma yazma öğrenme sürecin nasıl ilerleyecek ben de çok merak ediyorum.

Bu ay yine bol bol gezdik, doğada bolca vakit geçirdik ve doyasıya oynadın. Son zamanlarda İstanbul için gün sayıyordun zaten, bu yüzden gelince çok mutlu oldun. Kuzeninle çok yoğun vakit geçirdin ve geçirmeye de devam ediyorsun.

İstanbul'a gelince huyun suyun biraz değişse de tatil nedeniyle çok önemsemiyorum. Ne de olsa tatil özgürlük ve dilediğince şımarmak demek :)) Fakat yine de her geçen gün nasıl büyüyüp olgunlaştığın gözümden kaçmıyor. 

Nice aylara kınalı kuzum.
Annen
İstanbul

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Türkiye Tatili Günlükleri-1

Canım yazmak istiyor ama ne yazsam bilemiyorum. Genelde günlük yaşantımızı devam ettirirken, hayatın içimdeki tesirleri, esinlendirdikleri ile ortaya çıkıyordu yazılarım. Şimdi tatil modundayım ya, sanki her açıdan off modundayım. Oysa hayatımız yine devam ediyor ve zihnime çeşitli anılarla gönlüme zengin zuhurlar birer birer nakşolunuyor.

Tatilimizin üçüncü haftasının içindeyiz bugün. İlk geldiğimiz gün darbe olmuştu diye yazmıştım. Eve geldikten bir saat sonra. Çok üzüldük çok korktuk. O hafta neredeyse hiç evden çıkmadık. Bir tek yakındaki bakkala markete, üst sokaktaki ablama o kadar. Diğer yakada oturan babanne-dedeye bile gidemedik. Neyse ki onlar geldi.

Hollanda'da günün çoğunu dışarda geçirmeye alışkın çocuklar bunaldı tabi. Ben de ortalığın biraz yatışmasıyla aktivite arayışlarına giriştim. Eşim ilk haftanın hafta sonu döneceği için o gitmeden bir kez bizi gezdirmiş olsun diye hep beraber Büyükada'ya gittik. 50 yıldır İstanbul'da yaşayan annem hiç gitmemişti. Babam sağolsun zamanında çok gezmiş, sonra da annemi götürmemiş :( Biz piknik alanına gittik ama çoğu kişi denize gidiyordu adalara. Fakat o kadarı bile bize öyle iyi geldi ki anlatamam. Sonraki üç dört gün boyunca gözlerimi kapadığımda Ada'yı görüyordum.

O günden sonra bir hafta hergün çocukları gezdirdim. Bir gün Rahmi Koç müzesi, bir gün Eyüp Sultan ve Feshane, Adapark, Kidzania, akraba ziyaretleri, yakın parklar. Kimi zaman günde iki kez çıktık. Çoğu kişi için çocukları dışarı çıkarmak büyük iş. Hazırla, dışarda idare et, ihtiyaçlarını gider, zaptet. Ben alıştığımdan mıdır nedir hiç üşenmiyorum, çık desinler üçümüzü 10 dakikada hazır ederim :)) Nitekim yaptım da.

Çıkmak gezmek zor değil de, İstanbul çok sıcaktı. Gündüz dışarda durmak zor. Bu yüzden olsa gerek insanların çoğu için zaman kullanımk daha farklı İstanbul'da. Neredeyse herkes akşam serinliğinde uyanık kalıyor ve gündüz öğlene kadar uyuyor. E bu da tabi benim çocuklara ters. Sabah 7-8 de kalkan çocuklar erken yatıyorlar. Bu yüzden akşam gezilerim mümkün olmuyor. Gündüz de sadece öğleden sonraya kalıyor. Fakat öğleden sonraları da çok sıcak. Ben de çoğunlukla sabah serinliğinde kendi kendimize ufak geziler yaptırdım, öğleden sonraları da sıcak mıcak demedik idare etmeye çalıştık.

İkinci haftanın sonunda ise Tekirdağ'a geldik. En son kızım bebekken 4 yıl önce gelmiştim. Özlemişim. Annemler her yıl gelip boş olan ananemin evinde kalıyorlar. Çeşit çeşit çiçekler ve meyve ağaçlarıyla dolu bu kocaman bahçeli, içerden merdivenli eski ev çocukların çok hoşuna gitti. Tabi denize çok yakın olması da bonusu. Geldiğimizden beri hergün sabahtan akşama kadar bahçe ve denizdeyiz. Tabi ben Nova'nın peşinde koşmaktan pert oluyorum ama neyse.

Çocukların keyfi pek şükela ama sıcak çok fena. Tüm gece onların terlerini kontrol etmekten, yelpaze ile serinletmekten uyuyamıyorum. Deniz keyfim ise diz boyunda yüzmek ve kumda oynamaktan ibaret ama bir şikayetim yok .:))

Dün çocuklara salıncak da kurdum daha ne olsun :)


Buraya bol foto koyamıyorum ama instagramda sık sık paylaşıyorum. Dilerseniz bekleriz :))

26 Temmuz 2016 Salı

Nova'ya Mektuplar: 18. Ay


Pamuk oğlum;

Benim için yarı yaşlarınız ayrı bir önemliydi, ablanın ve senin her yarı yaşında ufak bir pasta ile kutlama yapıyordum ancak ne yazık ki 1,5 yaş kutlamanı yapamadım. Üstüne mektubunu da tam 13 günlük gecikmeyle yazıyorum :(

Temız'un 13 ünde 18. ayın dolduğunda pastalı kutlamayı iki gün sonraya erteledim ve yazını da o fotoğraflar eşliğinde yazmak için beklettim. Çünkü ayın 15'inde İstanbul'a geliyorduk ve kalabalık bir kutlama daha iyi olacaktı. Tabi ki her plan gerçek olamıyor. İstanbul'a geldikten bir saat sonra gergin saatler yaşandı ülkemizde. İleride merak edersen 15 Temmuz 2016 darbesi diye araştırırsın. Sonra da o üzüntüyle hiç birşey yapamadım.

Şimdi aradan uzun zaman geçtiği için 17-18 ay arasında neler yapmıştık hatırlamakta zorlanıyorum. İstanbul'a gelicez diye son iki hafta bol bol alışverişe gitmiştik. Sonraa havalar güzel diye yine hep dışarıdaydık. 

Bu ay en belirgin gelişme tırmanma gibi aktivitelerde oldu. O kadar gözün kara ki, şimdi İstanbul'da gören herkes şaşırıyor. 1,5 yaşında bebe bunları nasıl yapar diyorlar, yürekleri ağzına geliyor ki ben de başlarda öyle hissediyordum fakat şimdi alıştım.

İlk şokum 2mt yüksekliğindeki bahçe çitine tırmandığını görünce oldu. Ben mutfaktaydım, ablan tırmanmış sen de peşinden. Sonra ablan bana bağrıyor anneeee gel eren burda kaldı diye. Çıkman rahat da inemiyordun. Seni öyle görünce kalbim yerinden fırladı. O günden sonra defalarca tek başına o çite tırmandın, inmek için beni çağırdın. 

Evimizin ordaki salıncakların çoğu korumasız büyük salıncaklardan. Çok uzun zamandan beri zaten onlarda sallanabiliyordun. Ablanı o salıncaklarda çok uçurup seni az sallıyordum. Ama hayır sen de uuuu uçacakmışsın ve ablanla aynı seviyede sallanıyorsunuz şu an. Eğer az sallamışsam parmağını havaya işaret edip yükselmek istediğini söylüyorsun.

Bunun dışında tırmanma çubuklarına tırmanmak, onlar üzerinde takla atmaya çalışmak (hep abla özentileri), omzuma tırmanıp ters durmak gibi çeşit çeşit riskli hareketlerin var. Ben artık rahatım çünkü dengene dikkat ediyorsun ve gücünü kullanmayı seviyorsun.

Artık evdeki merdivenlerden duvara tutunarak dik şekilde inebiliyorsun (öncecen geri geri emekleyerek iniyordun zaten) ama Hollanda'da ki evlerin merdivenleri genel standartlardan epey farklı. Basamaklar daha yüksek ve dik merdivenler. Bu yüzden oldukça tehlikeli. Ablanın 2 yaş civarında evimizdeki merdivenleri tek başına indiğini hatırlıyorum. Ayrıca merdiven inip çıkabilmenin tuvalet eğitimine hazırlıklardan biri olduğunu okumuştum, bu yüzden de ayrıca merakla bekliyordum.

Uykuların biraz daha düzene girdi, iştahın hala zayıf, müziğe ilgin çok yoğun devam ediyor, kitap sevgin artıyor, dilin gelişme kaydediyor ama hala tam çözülmüş diyemem. Bazı sesleri çıkaramadığın için kelime tekrarlarında doğru yapamıyorsun. Ablanı çok seviyorsun, bize sarılmayı, muah yapıp öpmeyi çok seviyorsun. Gerçekten çok sevgi dolu bir çocuksun.

Hep böyle kal bebeğim.

Annen
İstanbul

Not: fotodaki tırmanma temsili;) şu tehlikeli tırmanışlarını bir türlü fotoğraflayamadım.

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Doğa Günlüğüm #5

Hanımeli 🌱 İlk çocukluğumun geçtiği evi hatırlatır bana. Kocaman bir hanımeliyi koklamaya ve balını yemeye doyamazdık. 🌱🌱 ingilizce adı: honeysuckles 🌱 latince adı: lonicera🌱🌱 Vikipedi bilgisi: Hanımeli, Caprifoliaceae familyasına ait, çalı ve/veya sarmaşık grubundan bir bitkidir. Yaklaşık 180 türü vardır, bunun 100 kadarı Çin'dedir. Avrupa ve Kuzey Amerika'da 20şer türü vardır. En çok bilinen türleri Lonicera periclymenum (Avrupa Hanımelisi), Lonicera japonica (Japon Hanımelisi, Beyaz Hanımeli) ve Lonicera sempervirens (Mercan Hanımelisi, Trompet Hanımelisi) dir.

Yapraklar karşılıklı, basit oval ve 1-10cm uzunlukta çoğunlukla dökülen olmakla beraber sürekli olanlarıda bulunur. Türlerin çoğu hoş kokulu, yenilebilen nektar üreten, çan şeklinde çiçeklere sahibtir. Meyvesi çok çekirdekli kırmızı, mavi ya da siyah çitlenbik şeklindedir, çoğu türde meyveleri hafif zehirli olmakla beraber birkaçı (Lonicera caerulea) yenilebilir meyvelere sahiptir. #hanımeli #lonicera #doğa #doğagünlüğüm #nature #çiçek #flower #sarmaşıkçiçekleri

********

Süsen 🌱🌱 Yaklaşık 300 kadar üyesi bulunan süsengiller ailesinin bir üyesidir. Yaygın olarak kullanılan diğer adı iris'in kökeni yunanca olup gökkuşağı anlamına geliyormuş ki gökkuşağının her renginde çiçekleri olan türleri mevcut. Neredeyse tüm türleri kuzey yarımkürede yer alıyor ve kurak yerleri seviyormuş. 🌱🌱 ingilizce adı:iris 🌱latince adı: iris #iris #çiçek #süsen #doğa #doğagünlüğüm #flower #nature #morçiçek

*******

Ortanca 🌱 Herhalde bu çiçeği tanımayan yoktur ama arşivde yer almazsa olmazdı. Bahçemdeki ortancalar bir bir açmaya başladılar. Fotoğraftakinin türü birazcık değişik, çiçeklerinin yaprakları hafif tırtıklı. 🌱 ingilizce ve latince adı: hydrangea🌱🌱 vikipedi bilgisi: Anayurdu Japonya olan ortanca (Hydrangea macrophylla), gösterişli çiçekleri nedeniyle Dünyanın birçok yerinde yaygın olarak yetiştirilen, 1-3 metre arası boylanabilen, kışın yapraklarını döken, çalı gövdeli bir süs bitkisidir. 🌱🌱 Türkçe vikipedide belirtilmemiş ama ingilizce versiyonunda çiçeklerin renklerinin, beslendiği suyun cinsinden etkilendiği belirtilmiş. Ortancaların yaygın görülen renkleri mavi, açık pembe, pembe, mor ve koyu mordur. Dökülen sıvının asit oranı fazla ise ( ph<7) çiçeklerin rengi mavi, baz oranı fazla ise (ph>7) pembe olurmuş 🌱 #hydrangea #ortanca #çiçek #doğa #nature #doğagünlüğüm #pembeçiçek

*******

Bu güne kadar genelde dışardaki bitkileri paylaştım ama bu iç mekanlarda bitkiyi sevmediğim anlamına gelmesin. Evde saksıda çiçek yetiştirmeye bayılıyorum. İç mekan bitkilerine dair edindiğim bilgilere, hoş fikirlere de #içerdekidoğa etiketiyle yer vereceğim. Pinterestte gezerken, genelde evindeki çiçeklerin kuruduğundan şikayetçi olanlar için tavsiye edilen #aslaöldüremeyeceğiniz10bitki yazısına denk geldim. İlki #succulent olsun. Neredeyse hiç su istemeyen bu bitkiye (ayda 1-2 kez yeterli), ışık alan (ama doğrudan alması şart değil aydınlık bir yer olması yeterli) bir yere koyup, evinize getirdiği güzelliğin keyfini çıkarın🌱🌱 #doğa #doğagünlüğüm #evçiçeği #çiçekbakımı

*******

Bektaşi üzümü 🌱 Bir arkadaşımız (@arzusoycaner )bu fotoğrafı göndermişti nedir diye? Gerçekten ben de bilmiyordum ama aklıma soru işareti koyduğumda bir şekilde cevabı karşıma çıkıyor. Biraz önce birdenbire başka bir yerde gördüm ve öğrendim. #dg_sizdengelenler 🌱🌱 ingilizce adı: gooseberry 🌱 latince adı: ribes uva-crispa 🌱🌱 faydaları: Bektaşi üzümünün faydalarıBektaşi üzümü yazlık ve çiftlik evlerin bahçelerinde yaygın olarak yetişen bir meyve türüdür.Sağlık
Önemli bir bakım istemeyen ve bol mahsul veren bitkidir. Meyvelerinden reçel, komposto ve jöle yapılır. Ama en önemlisi, bektaşi üzümü çok sayıda faydalı özelliklere sahiptir.

Bektaşi üzümünün suyu yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Meyveleri C, A, E ve B grubu vitaminler ile zengindir. Aynı zamanda potasyum, fosfor, manganez, bakır ve demir kaynağıdır. Bektaş üzümü hipotansif , kılcal güçlendirici ve anti-sklerotik birleşimine sahiptir. Buna göre de hipertoni (yüksek tansiyon) ve başka kalp damar hastalıklarının tedavisinde iyi bir araçtır. Bektaşi üzümünün olgun meyveleri şişliği önleyen serotonin maddesini içerir.

Meyvelerin benzersiz bileşimi kanın iyileşmesinde eşi bulunmaz bir vasıtadır, o kanın kolesterol, toksin ve ağır metallerden temizlenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda hemoglobin, bakır ve B9 vitamininin üretimine de yardımcı olur. Bektaşi üzümü karaciğer ve böbrek aktivitesini iyileştirerek kanın sağlığını destekliyor.

Ayrıca, bektaşi üzümünün meyveleri hafif müshil , idrar söktürücü ve safra kesesini temizleme özelliğine sahiptir. Meyveleri iltihabı kaldırır ve bağışıklığı güçlendirir. Bektaşi üzümü kadın sağlığına da faydalıdır, taze meyveleri veya demlenmesi adet düzensizliğini ve  uzamış menopozal kanamayı normalleştirir.

Bektaşi üzümünün yaprakları da birçok tedavi edici özelliğe sahiptir. Yapraklarından hazırlanmış demleme mide, bağırsak, iltihaplı romatizma, damla ve osteokondroz  gibi hastalıklarda  içilir. Yaprakları güçlü idrar sökücü etkiye sahip olduğu için dikkatli kullanılmalıdır. #bektaşiüzümü #gooseberry #yenilebilir #doğa #doğagünlüğüm #nature #plants #fruit

*******

#aslaöldüremeyeceğiniz10bitki nin ikincisi #anthurium (türkçede antoryum olarak geçiyormuş). Toprak kurudukça ( ortalama haftada bir) sulamak yetiyormuş ve doğrudan ışık alması gerekmiyor. #içerdekidoğa #doğa #doğagünlüğüm #çiçek #salonçiçeği #evçiçeği #nature #plant #homeplants #flower #içerdekidoğa

******

Frenk üzümü 🌱 kırmızı, sarı, pembe gibi renkleri mevcuttur . (Kırmızısının) ingilizce adı: red currants 🌱 latince adı: ribes.🌱🌱🌱 vikipedia bilgisi: Kırmızı Frenk Üzümü (Ribes rubrum) Ribes cinsinin bir türüdür. Batı Avrupa (Belçika, Fransa, Almanya, Hollanda, Kuzey İtalya Kuzey İspanya ve Portekiz'de doğal olarak yetişmektedir.Frenk üzümü türleri içerisinde en bilinen ve en akılda tutulan türlerinden biridir. Yaprak döken bir çalı türü olup normalde 1,1,5 metre kadar boylanabilmektedir,nadiren boyu 2 metreye varabilmektedir. 5 loblu yaprakları, spiral şekide gövdesinde toplanır. Çiçekleri sarı-yeşildir, 4–8 cmlik çiçek salkımları ,olgunlaşınca şeffaf kırmızı yenilebilir 8–12 mm çapında üzümlere döner. Her üzüm salkımında 3-10 arası meyve olur. Yazın ortasından sonuna kadar her bir çalıdan 3-4 kilo arası meyve alınabilir. #doğagünlüğüm #yenilebilirbitkiler #doğa #nature #berry #redcurrants #frenküzümü #meyve #fruit