31 Temmuz 2013 Çarşamba

#hergün1şükür üçüncü kısım

17:12:00 6 Comments
Helo'cum su anda yanimda uyurken son gunlerim sukur yazilarini paslasmak istedim. Zira ozellikle bugun cok ihtiyacim var. Uyuyali bir saat oldu ama hala icimin titremesi gecmedi, bu gun beni cok zorladi hala kendime gelemiyorum. 15,5 ayinda kopek disleri de tamamlanmis ve 16 disi olmustu. Bugun 16 ay 1 haftalikken (aslinda son iki haftadir devam ediyor) arka azilarin huysuzlugu tavan yapti. Bir blogda gordum bugun, iki yasinda daha kopek disleri yeni cikiyor cocugun bizimkini kovaliyorlar. Gercekten sabrimi cok zorladi bu disler hic ara vermeden onu da beni de epey yiprattilar.

Yine de uyurken masum haline bakmaya doyamiyorum. Resimlerine bakinca icim eriyor, eminim o benden cok daha fazla zorlaniyordur.

Daha once birinci ve ikincisini yazdigim yazilardan sonra son on gunun #hergün1şükür yazilari da soyleydi.

18.gün: meleklerin secde ettiği yaratılmışların en yücesi insan olduğum için şükürler olsun. #hergün1şükür Bahşedilen akıl ve irade sayesinde seçme özgürlüğüm olduğu için... Böyle yüce bir varlık iken, bize verilen kalp-akıl-beden gücünü doğru şekilde kullanıp diğer hayata alnımızın akıyla geçebilmek dileğiyle.

19.gün: bir önceki yazıda insanın en yüce yatatık olduğunu yazmıştım. Ne kadar önemli de olsak, sonsuz evrende bir kum tanesi kadar ufağız. Evrende konumumuz, güneşin ve ayın uzaklığı o kadar ince bir ayarla dengede ki bir cm bile bozulsa yaşam altüst olurdu. Bu muazzam düzeni yarattığı için şükürler olsun. #hergün1şükür ne kadar üstün nitelikli bir yaratık olsak da, büyük gücün karşısında ne kadar aciz olduğumuzu unutmamak dileğiyle.

20.gün: doğduğumuz andan ölüme kadar hiç bitmeyen sınavlardan geçiyoruz. Hepsi daha erdemli bir insan haline gelebilmemiz için. Bir sınavı geçene kadar defalarca yaşıyoruz onu, geçtiğimizde de bir sonraki ve biraz daha zoru çıkıyor karşımıza. Yaşadığımız sınavların zorluğu metanetimizi arttırıyor, bir süre sonra her sınavı daha sakin karşılıyor, eninde sonunda geçeceğimizi biliyoruz. Üstesinden geldiğim her sınavda bir merhale yükseldiğim, oluştuğum yeni ben için şükrediyorum. Yaşadığım her sınav beni O'na yaklaştırıyor, ereğime yavaş yavaş ulaşıyorum.#hergün1şükür Tüm sınavları hakkıyla geçip mümkün en yüksek mertebeyle öbür hayata yolcu olmak dileğiyle.

21.gün: hayat boyunca gözümüzün önünden bir çok yüz geçer. Fakat içlerinde biri vardır ki farklıdır, özeldir hemen ona takılır gönlümüz. Benim için en güzel ve özel olan kişiyi bulduğum için şükürler olsun.#hergün1şükür

22.gün: hayatım boyunca başıma gelen en güzel şey hamile olmak ve sonrasında bebeğimi kucağıma almaktı. Özellikle ileri aylarda ise kızımla yürüyüş yapmak en sevdiğim şeylerden biriydi. Bu mucizevi duyguları yaşamak kısmet olduğu için şükürler olsun#hergün1şükür Allah dileyen herkese nasip etsin.#direnhamile

23.gün: hayatımıza keyif katan kişiler ve eğlenceler için şükürler olsun #hergün1şükür

24.gün: sağlığımızı korumak ve sürdürmek için çalışan emektar sağlık çalışanlarına, ileri tıbbın sunduğu imkanlara ve hastalıklardan koruyan ilaçlara, tedavi yöntemlerine, kısacası ortaçağ ile kıyaslandığında insan ömrünün iki kat uzamasına vesile olan bilimsel araştırmalara şükürler olsun #hergün1şükür

Kendimi bildim bileli hayal kurmayı seven biriyim. Bazen içim daraldığında kalabalık içinde olsam da içime kapanır hayallere dalarım. Ruhum iyileşir kendime dönerim ve hayata kaldığım yerden devam ederim. Bu günlerde kızımdan hiç fırsat kalmadığından kısacık hayallerle neşemi korumaya çalışıyorum. Doğrusu bu mekanizmayı çok seviyor ve varlığı için şükrediyorum.#hergün1şükür

26.gün: özgür yaşadığımız için şükürler olsun#hergün1şükür Ne kadar özgür olduğumuz konusu tartışmaya açık olsa da, burada kastettiğim birilerinin kölesi olmadan yaşayabilmemiz, gezebilmemiz ve yaşam standartımızı seçebilmemiz. Özgürlüğün kıymetini yoksun kalmadan anlayanlardan olmak ümidiyle...

27.gün: bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hataları farkına vardığımızda tevbe edip geri dönebilme şansımız olduğu için, merhameti sonsuz bir Mevla'mız olduğu için şükürler olsun. #hergün1şükür


29 Temmuz 2013 Pazartesi

Yapraklı Enginar

16:21:00 11 Comments

Babam sevmediginden annem kereviz, enginar, brokoli gibi yemekler pisirmez, dolayisiyla evlenene kadar nadiren yedigim bu yiyecekleri evlendikten sonra duzenli olarak pisirmeye basladim. Ancak slovakya ile baslayan yurt disi maceramizda tum yemek duzenimiz altust oldu. Kimi yiyecekleri hala bulamiyorum. Enginari ise cok sevmeme ve onceden epey pisirmeme ragmen bulamadigimdan nerden baksaniz en az uc yildir hic yememistim. Gecenlerde markette sapli,yaprakli halini gorunce nasil pisirecegimi bilemesem de ozledigim bir yiyecege kavusma askiyla sepete ativerdim. Daha once hep soyulmus ve temizlenmis olanlardan aliyordum ama yaptigim arastirmalar sonucunda artik sadece yaprakli alacagim. Hem de artik nasil pisirecegimi cozdum :)

Bu yazida okudugum bilgileri kisaca paylasayim.

Oncelikle soyulmus enginarlar pek tavsiye edilmiyormus. Soyuldugu zaman hemen karardigi icin limonlu suda bekletilmesi gerekirmis. Ozellikle pazarlarda satilan ve tum gun suda bekletilip satilan enginarlar, o kadar cok miktar icin limon kullanilmasi hesapli olmadigindan bir cesit kimyasal suyun icinde bekletiliyormus. Ve bu da hic saglikli degil takdir edersiniz.

Yaprakli enginar satin alinirken sapindan tutup sallanarak tazeligi anlasilirmis. Eger taze ise sallanir, kart ise sallanmazmis. Ve genelde yaprakli halde tuketmek enginar taze oldugunada yapilmaliymis. Kart ise ayiklanmaliymis.

Benim aldigim enginarlarin sapi cok kisaydi, sallamayi denedigimde pek ise yaramadi belki de kartti bilmiyorum ama nasil ayiklayacagimi bilemedim. Oldukca zahmetli bir ismis ve internette bir cok bilgi var ama ben Dila'dan vakit bulamam diye, once haslayayim boylece kolayca soyarim diye dusundum.

Iki enginari duduklu tencereye koyup sadece su ilavesiyle hasladim. Pistiginde ise yapraklari soymadan once yemeyi denedim ve sahaneydi. Kartsa da yedik gitti.

Pistikten sonra yapraklar kolayca ayriliyor. Yapragin govdeye birlestigi yerde beyaz etli bir kisim oluyor. O kismi dislerinizle siyiriyorsunuz. Tabi oncesinde limon+zeytin yagi+tuz dan olusan bir sosa batirmaniz cok lezzet katiyor. Boyle tum yapraklar bitince ustte sac gibi tuylu bir bolge oluyor ve haslandigi icin kolayca siyriliyor (haslanmamis halde zormus) ve nihayet sonunda soyulmus satilan canak seklindeki enginar kalbi kaliyor, onu da sosla yiyoruz biz tamam.

Iki hafta ustuste alip yedik, Dila da bayildi. Resimde goruldugu gibi yapraklarini kendi basina gayet dogru sekilde yedi. Gecen hafta markette goremedim gorur gormez alacagim yine.

Enginarin dolmasi falan yapiliyormus yaprakli halde, dogrusu onunla ugrasamadim, bu sekilde cok cabuk oluyor ve lezzeti de guzel. Turkiye'de simdi zamani gecmis olabilir ama gorurseniz almanizi tavsiye ederim.

23 Temmuz 2013 Salı

16.Ay Mektubu, Hep Kucağımda Kal

14:53:00 10 Comments
Pırlanta gözlüm;

Her geçen gün büyümeni hayranlıkla takip ediyorum. Artık pek çok şeyi rahatça yapıyorsun, konuşman oldukça ilerledi. Bu ay yazısında son iki aydır aramızın daha sıkı fıkı olmasından bahsetmek istiyorum.

Genelde emeklemeye başlayıncaya kadar bol bol kucağımızdaydın ama kendini sevdirmek için değil, daha çok seni taşımamızı istediğin içindi. Ondan sonra bağımsızlığına kavuştuğunda bizi umursamazdın bile. Yürümeye başladığında da öyleydi ancak artık hevesini aldığın, istediğin zaman yürüyüp koşabileceğini bildiğin için olsa gerek, kucağımıza kendi isteğinle, genelde bize yakın olmak için gelmeye başladın.

Beraber kitaplarına bakmamızı, birşey izlerken kucağımda oturup birlikte seyretmemizi, oyuncaklarınla oynarken ben senin minik sandalyene oturup sen de bacaklarımın arasında durup beraber oynamamızı istiyorsun ve ben mest oluyorum. Müzik çalmayagörsün hemen evimizin pist alanına elele gidip dans ediyoruz, asla ve kataa mekanı terketmemize izin vermiyorsun. Bazen hiç birşey yapmadan sadece kucağıma oturup bana yaslanıyorsun, seni öpüyorum, okşuyorum ben de doya doya. Öyle güzel ki bu anlar sanki bu süre içinde dünyadan kopuyorum, sadece sen ve ben kalıyoruz boşlukta.

Fakat bu davranışın bağımlılıktan değil, kendi başına da oyun oynuyor, kitap okuyorsun. Yine bir şeyi istediğin zamanlarda da yakınlaşıyorsun ama bu da değil. Kucağıma gelmeyi gerçekten istediğin, duygusal zamanlar bunlar. Çok değerli çok özel anlar benim için. Galiba artık sen de tensel temasın verdiği huzurun farkındasın ve bunu istiyorsun.

Biliyorum zamanla bu özel anlarımız azalabilir. Ancak şunu unutma ki, her ne ile meşgul olursam olayım, hiç bir şey sen istediğinde kucağıma almam için vazgeçilemez değil ve her zaman bu kucak sana açık olacak bebeğim. 

Annen, Amsterdam.

21 Temmuz 2013 Pazar

Bebekle Beraber Uyumak ve Bizim Uyku Düzenimiz

23:41:00 11 Comments
Daha önce uyku düzenimiz konusunda bir yazı yazmıştım. Helo'nun 16. ayının dolmak üzere olduğu bu günlerde bir toparlama yazısı ile birlikte güncelleme yapmak istedim.

Kızım doğduğundan beri neredeyse sürekli bizimle beraber uyudu. Bebeğin ayrı odada veya yatakta uyuması gibi bir takıntım hiç olmadı. Çünkü daha hamile değilken bile beraber uyumanın faydalarını okumuştum. Bazı doktorlar ayrı uyutulmasını tavsiye ediyor olsa da bebeğin anne ile uyumasın destekleyen ve yararlı olduğunu savunan kişiler hiç de az değil. Beraber uyuma fikrine sıcak baktığım halde bu seçimi yaparken yine her iki olasılığı da denedim ve bize en uygun olacak şeye karar verdim.

Doğduğu zaman Slovakya'da yaşıyorduk ve ayrı oda hazırlayacak ekstra odamız zaten yoktu. Yatak odasına koymak üzere bir beşik almıştık. Geceleri bizden ayrı beşiğinde yatırmayı da denedim, beraber yatmayı da. Sonuçta daha iyi ve uzun süre uyuduğu, geceleri ağlamadığı için bizimle uyuması seçeneğini seçtim. Bu yazıda illa ki bebeğinizle beraber yatın demiyorum, bizim tercihlerimizden ve faydalarından bahsedeceğim, seçim elbette ki bebeğinize ve size kalmış.

Diğer yandan ayrı oda fikrini ise ufak olduğu zamanlar için hiç düşünmedim. "Sanki onu yalnız başına terketmişiz, biz babasıyla aynı odada yatarken o tek başına farklı odada yatacak fikri" bana hep vicdan azabı veriyor. Mesela kardeşi olsa, yalnız olmasa tamam ama tek başına koca bir odada yapayalnız bırakmaya içim elvermiyordu. Dolayısıyla ya bizimle aynı yatakta, ya da kendi beşiğinde ama illa ki aynı odada yatacaktı.

Slovakya'da doğduğundan itibaren 7. ayının içinde taşındığımız diğer eve kadar geceleri hep aramızda uyudu. Yatağımız geniş olduğu için hepimize ait bir alan vardı yatakta. Hepimizin yastığı ve yorganı ayrıydı. Helo ortamızda yatarken bize doğrudan temas etmiyordu ancak istediğinde temas edebileceği mesafedeydik. Bu mesafeyi korumaya dikkat ettim ki sonraki geçişlerde zorlanmasın. Sadece emzirme sırasında temas halindeydik ve bazen de sıkıntılı dönemlerinde (diş, hastalık vs) elini veya kolunu tutuyordum. Fakat hareketlendiği dönemlerde kendisi kayıp özellikle babasına yanaşıyordu ki babasını daha az gördüğü için ona yakın durmak istiyordu. Bu davranışı çok hoşuma gidiyordu çünkü bilinçaltında babasına olan ihtiyacını gidermiş oluyordu uykusunda. Doğduğundan beri gece sadece iki kere uyanmadan emer ve sabaha kadar kesintisiz uyurdu ve bunun beraber uyumamız nedeniyle böyle olduğunu düşünüyorum, çünkü beşiği de denedik onda çok daha sık ve ağlayarak uyanıyordu gece boyunca. Yani sıkıntılı dönemleri saymazsak uyku problemimiz hiç olmadı.

Aramızda yatarken ezeceğimden hiç korkmadım. Çünkü yaşayarak gördüm ki bir çeşit refleks oluşuyor. Bu hem bende hem de eşimde oldu. Uyusanız bile bilinç altınız bebeği korumanız gerektiğini biliyor. Yurt dışında yaşayan taze annemiz Öğrenen Anne de öncesinde ayrı yatma fikrini kabul etmişken şimdi beraber uyuduklarını ve ebenin yönlendirmesini bu yazısında yazmıştı.

Bebeğin anne babayla beraber uyumasının gerekliliğine inandığım kadar, vakti zamanı geldiğinde ayrı yatakta ve hatta kendi odasında uyuması gerektiğine de inanıyorum. Bu vaktin ne zaman olduğu çocuktan çocuğa değişecektir ama uzmanlar çocuğun cinsel kimliğinin gelişmeye başladığı 3 yaş civarında bu işin çözülmüş olmasını tavsiye ediyor. Benim düşünceme göre kızım gece beslenmesini kestiği ve kesintisiz uyuduğu, ayrıca duygusal olarak da hazır olduğu dönemde ayrı odaya geçmeli. Dolayısıyla yapacağım her geçişte, önce onu yavaş yavaş hazırlamalı ama zorlamadan, kızımı gözlemleyerek ve uzun vadede alışarak bu geçişi yapmalıydım. Genelde ben onunla ilgili yaptığım tüm değişikliklerde buna dikkat etmeye çalışıyorum. Ek gıda, uyku, emzik gibi.

Bu yüzden 7. ayının içinde Slovakya'da ikinci eve taşındığımızda uyku biçimimizi biraz değiştirdim. Beşiğimiz sıradan düz parmaklıklı bir beşik olmasına rağmen, bir kenarını monte etmedik, bizim yatakla aynı seviyeye getirdik ve birleştirdik. Kaymaması için duvar ve bizim yatak arasına sıkıştırdık. Bu süreden itibaren bir yaşına kadar benim yanımda ama beşiğinde yattı. Genelde yine kendi alanı içinde kalıyordu ama bazen yanıma kayıyordu. Bazı sabahlar da aramıza alıyordum, bazen de kendisi geliyordu. Tam zamanını hatırlamıyorum ama (8-9. aylarda olabilir) gece beslenme sayısı bire düştü. Yine uyanmıyordu, acıktığı zaman çok hareketleniyor, sağa sola dönmeye başlıyor, hatta kalkıp oturuyordu uyurken. Ben de acıktığını anlayıp beslediğimde yeniden derin uykuya geçiyordu.

13. ayına doğru Slovakya'dan ayrıldık ve bir süre İstanbul'da kaldık. İstanbul'da kaldığımız zamanlar yine beraber yatıyoruz. Bu sürede ağır bir soğuk algınlığı geçirdi, burnu tıkandı ve emmeyi bıraktı. Ancak iğnelerle iyileşebildiği 15 günlük hastalıktan sonra emmeyi tamamen bırakmıştı. Fakat son birkaç aydır devam sütü desteği aldığı için gece bir kere beslenmeye devam etti. Tabi bazı istisna durumlarında bu sayı değişebiliyordu onu saymıyorum.

13,5 aylıkken Hollanda'ya taşındık ve ev bulana kadar geçici bir dairede kaldık. Dairede ayrıca bir beşik bulunuyordu ve birkaç gece aramızda yatmasından sonra beşikte yatmak istedi, beşikte yatmak için ağladı ve o günden sonra -hala da bu şekilde devam ediyor- bizim odamızda kendi beşiğinde (bu sefer her parçayı monte ettik ve yatağımızdan bir adım öteye koyduk) yatıyor. Bu kararı kendisi verdi ama gözlemlediğim kadarıyla bu geçişin nasıl olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Tam zamanından emin değilim ama galiba 9-10. aylara tekabül ediyor, uyuma pozisyonu biraz değişmişti. Genelde büyüdükçe bebek beşiğe sığmayacak derdine düşeriz ama boşunaymış. Uyurken özellikle kendisini beşiğin bir kenarına veya köşesine sıkıştırıyordu. Ve eğer beşiğinde değilse bize ya da yatakta başka bir yere (yastıklara, yatak başına falan) kendini sıkıştırıp uyumaya meğilliydi. İnstagramda ve bloglarda diğer uyuyan bebek fotolarında da benzer eğilimi gördüm. Galiba bu aylarda bebekler sırtını bir yere yaslamak ihtiyacı hissediyor. Bu yatış biçimi onlara güven veriyor olmalı. Sıcak havalarda ise anne babaya yaslanmak pek hoşlarına gitmiyor olsa gerek. İşte bu dönemde bebeğin ayrı beşiğe geçirilmesinin kolay olacağını düşünüyorum. Biz biraz geç kalmış olabiliriz ama diğer yandan da benim mekanım algısı gelişmeye başlamıştı kızımda, bunu beklemiş olduk. Artık kendine ait bir alanının olmasını istiyor ve bundan hoşlanıyordu. Uyanık iken kenarlarına tutup sallanmak, yatağın içinde cee oyunları yapmak, kafamı parmaklıklardan sokmaya çalışıp (tabi ki sokamayıp) seni yiceeeem oyunlarında saklanacak yeri olması, yani bu şekilde kendine ait güvenli bir bölgeye sahip olması hoşlarına gidiyor. İşte tam bu aşamada bebeğinizin bir beşiğe geçmesi özgüvenini geliştirebilir. Çünkü eğer anne babayla uyumaya devam ederse, bu saatten sonra beraber uyumak dönülmesi daha zor bir alışkanlığa dönüşebilir. Elbette yine her bebeğin ihtiyaçları farklıdır, bunu bebeği en iyi gözlemleyen anneleri daha iyi bilir. Bu hususta verebileceğim tek tavsiye bahsettiğim dönemleri takip edip iyice gözlem altında tutmanız ve bu sırada değişime açık olup olmadığını sınamanız olacak.

Bu işin bir sonraki aşaması, kendine ait bir yataktan fazlası, kendine ait daha büyük bir alan. Yeni evde ekstra odamız (ve şansımıza içi dolu bir çocuk odası) olduğu için yavaş yavaş bu geçişe başladık. Önce sadece oyun zamanları oradayız. Bazen odasındaki yatakta beraber veya yalnız yatarak dinleniyor. O odaya gittiğinde kendi başına kalması için hemen peşinden gitmiyorum. Bazen ordaki oyuncaklarıyla yalnız kalıyor. Şimdi bazı eksiklerini de giderip, onun için daha cazip hale getirmeye çalışıyorum odayı, ardından öğle uykuları ile o odaya alıştırma sürecine başlatmayı umuyorum ve inşallah kendini hazır hissettiği zaman ayrı odaya geçecek.

Şu anda gece beslenmesi de bitti gibi. Eğer gündüz yeterli yemişse çoğunlukla hiç uyanmadan sabaha kadar uyuyor. İyi beslenmediği zamanda ise bir kere uyanıyor, süt içiyor ve hemen yeniden uykuya dalıyor. Geceleri yaklaşık 11 saat, gündüzleri de 1,5 saat (bazen 2,5 a kadar çıkıyor) bir kere uyuyor. Hangi ayda ne kadar uyumalı konusunda My Kundak sitesindeki bilgiler bize çoğunlukla uydu bu zamana kadar.

Uykuya dalma konusuna gelince, 5 aylıktan beri genelde bir müdahale olmadan, bazen ninni ve okşama eşliğinde kendi başına uykuya dalabiliyor. Fakat bazı dönemler (ki bunlar yine diş çıkarmalara rastlıyor) hem ayağımda hem de çarşafta salladığım oldu. Yine bu dönemlerde alışacağından pek endişe etmedim çünkü süreç sona erdiğinde kendiliğinden bu yöntemleri reddediyordu Helo. Tüm zamanlarda böyle oldu. Uyku arkadaşı olarak ilk dalma aşamasında emziği ve elinde gevelediği tülbenti ise uykuya dalmasına çok yardımcı oluyor. Gün içinde uyku saatleri genelde düzenli oluyor ama bazen şaştığında ısrar edip uyutmaya çalışmazsam sinirlerim için daha hayırlı. Zaten sonra uykusu gelince kısa sürede dalıyor. Tek dikkat etmeye çalıştığım uykusu gelmeye başladığında enerji verecek, dikkatini dağıtacak şeylerden uzak tutmak.

Sizin de uyku konusunda tavsiyeleriniz varsa bekliyorum.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

#hergün1şükür ikinci kısım

23:05:00 2 Comments
Ilk alti gunu burada yazmistim. Bu gune kadar yazdigim diger sozler ise soyle.



7.gün: En güzel dini arayıp bulmak için çok uğraşmama gerek kalmadan inanan biri olarak doğup büyüdüğüm için, gören ve işitenlerden olmamı nasip ettiği için, bu mübarek günlere erişmeyi nasip ettiği için şükürler olsun. #hergün1şükür



8.gün: bazen insanın dile getiremediği arzular geçer kalbinden. Sonra bir bakarsın aniden oluverir. En yakınımızdaki bile farketmezken, bizi duyan, gözeten, sevindiren yüce bir yaratıcımız var. Kalbimizden geçen her ana ortak olan, rızkı bol, her daim gözeten koruyan rabbime şükürler olsun #hergün1şükür

9.gün: iş bulmanın, sevdiğin işi yapmanın, emeğinin karşılığını almanın zor olduğu bu günlerde, eve ekmeğimizi getirmemize vesile olan bir işim&mesleğim olduğu için şükürler olsun #hergün1şükür

10.gün: Allah'ım verdiğin nimetler için ve onları yememe izin verdiğin için şükürler olsun.#hergün1şükür Bu duada şükür birden fazla.
1- nimetleri yarattığı için, 2- nimetlere erişebildiğimiz için ( ülkemizde bulunuyor olması, satın alma imkanımızın olması) 3- o nimeti yiyebilecek sağlığa sahip olmamız ( hastalık, alerji ve ya yemek yiyebilmeyle ilgili bir sorunumuz olabilirdi)




11. Gün : hayatmızı kolaylaştıran her türlü eşyanın varlığı için şükürler olsun #hergün1şükür Yaşadığımız çağı bu yüzden seviyorum. Makineler, yolları kısaltıp sevdiklerimize kavuşturan uçaklar, arabalar. Gözden ırak olanları yakınlaştıran telefonlar ve internet. Bütün bunlar insan icadı ama insana bunu başarabilecek aklı ve cesareti veren yaradandır.



12.gün: genelde şükretmek deyince aklımıza sağlık, evlat, ekmek gibi şeyler için şükretmek geliyor. Oysa anlık küçük mutluluklar da şükrü hakediyor. Dinlediğiniz bir müzikte duyduğumuz huzur, çok susadığımızda içtiğimiz bir bardak limonata, çok beğenip aldığımız bir ayakkabı, bizi mutlu eden herşey... Bugün belli bir konu yazmayacağım. Bu yazıyı okuduğunuzda aklınızdan geçen sizi memnun eden ilk şey için şükredin. Küçük büyük farketmez. Benim bu günkü mutluluk sebebim resimde belli :) üşenmezseniz yorum olarak bu gün neye şükrettiğinizi tek kelimeyle yazabilirsiniz. #hergün1şükür



13.gün: kimi zaman kardeşten öte, birlikte ağlayıp güldüğümüz, delice eğlendiğimiz dostların varlığı için şükürler olsun. #hergün1şükür Hayat dostlarla keyifli.



13.gün: nimetlerin azizi su için sonsuz şükür.#hergün1şükür . Sıcak ve uzun oruç günlerinde ne kadar önemli olduğunu daha iyi idrak ettiğimiz, sular birkaç gün kesik olduğunda perişan olduğumuz suyun kıymetini bilip tasarruf edenlerden olmak dileğiyle.



14.gün: Gönlümüze koyduğu binbir duygu içinde bence en mukaddesi olan AŞK'ın varlığı için şükürler olsun. #hergün1şükür . Kalbinde O'nun ve Peygamber aşkını, dünyada eş, evlat, dost ve O'nu hatırlatan her yaratılmışa aşk duyanlardan olduğum için... Aşk'ı bilenlerden olmama izin verdiği için, aşk ile bakan gözün gördüğü güzellikleri görmeyi nasip ettiği için...

15.gün:bazen bir kaza veya olumsuz bir durum öncesinde aklımıza birşey geliverir duraksarız. Sonradan farkederiz ki iyi ki o uyarıyı dikkate almışız yoksa kötü birsey olacakmış. Bizi bu şekilde uyaran koruyucu meleklerimizi gönderen yaradana şükürler olsun #hergün1şükür



16.gun: Bir evde olabilecek en güzel ses çocuk kahkahası bence. Evimizde eksik olmadığı için şükürler olsun.#hergün1şükür Görüldüğü üzere salonun hali çocuk yuvasından hallice, diğer kısımlarının da aşağı kalır yanı yok. Ne kadar dağınık olsa da onunla oyun oynarken yüzündeki mutluluğu hiç bir şeye değişmem.



17.gün: renkleri, doğayı, gökyüzünü, denizi, gözlerdeki pırıltıyı gören gözlerimiz için şükürler olsun.#hergün1şükür

16 Temmuz 2013 Salı

Bebekleri Emziğe Alıştırmak

22:01:00 15 Comments
Kızım üç aylık olduğundan beri emzik kullanıyor. Emziğe alıştırma konusunda çok ısrarcı olmadım ama kullanmasını arzu ediyordum. Yurt dışında yaşadığımızdan, iki aylık olduğundan beri uçağa çok kez bindi. Uçak yolculuklarında kalkış ve iniş anında basınçtan etkilenmemesi için bebeklerin emzik almaları veya meme emmeleri tavsiye ediliyor. Karnı tok olduğunda asla memeyi kabul etmediği ve uçuş saatlerini de açlığına göre ayarlamamız mümkün olamayacağı için kızımın mutlaka emzik emmesi gerekiyordu.

3. Aya kadar zaman zaman emziği verdim. Bir iki çekip ağzından fırlatıyordu. O zamanlar emziği sevmediği şeklinde yorumlasam da şimdi aslında emziği kontrol etmeyi beceremediğini düşünüyorum. İlk kırk gün emzik verilmesi tavsiye edilmiyor zaten iyice alışsın diye. Sonra gün geliyor emme refleksi çok gelişiyor, öyle ki tüm gün boyunca dudaklar sürekli hayali meme emiyormuş gibi uzata uzata oynuyor. 

İşte kızımın emziği sorunsuz kabul edişi bu döneme denk gelir. Karnı tok olmasına rağmen sürekli ağzı meme emmeye çalışır gibi hareket ettiğinde uykuya dalamıyordu. Böyle bir zamanda emziği aldı, rahatladı ve kolayca uyudu. Ondan sonra da sıklığı değişse de kullanmaya devam etti.

Siz de bebeğinizi emziğe alıştırmak istiyorsanız bu dönemi bekleyebilirsiniz. 

Emziğe alışınca zor bırakır diye bir korkum olmadı hiç. Diğer bir çok konuda olduğu gibi alışkanlıkların kazandırılması ve bıraktırılmasının bir süreç olduğuna inanıyorum. Birden değil ama uzun vadede kontrol altında tutularak alışkanlık değiştirilebilir. Bu süreçte çocuğu üzmemek, travmatik etkilere neden olmamak benim öncelikli hedeflerim. Emzik kullanımını bu güne kadar hep kontrol altında tuttum. İhtiyaç duyduğu zamanlar serbest bıraktım ama ihtiyaç duymadığında ağzına tıkmadım. şu an bağımlı değil ama gün içinde bazen aklına gelip istiyor. İşte o anlarda aslında neden ona ihtiyaç hissettiğini anlamaya çalışıyorum ki onun yerini başka bir duygu ile giderebileyim. Özellikle diş çıkarma dönemlerinde emzik bizim için en önemli stres atıcı nesne oldu. Onu ısırıp hızlı hızlı emiyor böyle dönemlerde. Geçen hafta çıkan 16. dişi de atlattıktan sonra biraz daha uzun süreler emziği uzak tutup, istek duyduğu anları başka şeylerle geçiştirmeye çalışarak bıraktırma sürecine geçmeyi planlıyordum yakında başlayacağım.

Emzik kullanımının ayrıca, ağzına her şeyi sokmayı engellemesi gibi bir faydası da var. Diğer şeylerin temizliğini kontrol etmek emziğe göre çok daha zor. Yine uykuya dalmaya yardımcı olduğunu hatırlatayım. Bir de emzik almayan bebekler genelde emzik niyetine anneyi kullanıyorlar. Bebek ufakken çok sorun olmasa da özellikle 1 yaşından sonra bu durum uğraştırıcı ve can sıkıcı olabilir.

Tabi emzik kullanımı konusunda tercih de size ve bebeğinize kalmış. Ben kendi formülümü paylaşmak ve benzer heveste olanlara fikir vermek istedim. Özellikle yukarıda belirttigim gibi emme refleksinin tavan yaptigi dönem emzige alistirmak için uygundur ve bebeginizi rahatlatacaktir,

12 Temmuz 2013 Cuma

Nereden Nereye. Çökertme Kebabı

00:55:00 8 Comments

Ramazanın gelişiyle birlikte sosyal medyada menüler paylaşılmaya başlandı. Doğrusu benim çok hoşuma gidiyor bu durum. Uzun zamandır hep alel acele, karnımız doysun da nasıl olursa olsun anlayışında yemekler yapıyordum. Böyle menüleri, sofraları görünce bana yeniden bir heves geldi. 

Dün mesela hayatımda ilk kez yapraklarıyla birlikte enginar pişirdim. Enginarı zaten severdim, çok uzun zamandır yememiştim ve geçen gün markette görünce hemen atladım. Yapraklı hali bence daha güzel olmuştu.

Bu akşam da çökertme kebabı yaptım. Paylaşımlarda resmini görmedim sadece ismini yazmışlardı. Hiç duymamıştım ve merak edip google'a danıştım.

Bundan çok uzun yıllar öncesine ait kafamda bir anı var. Annemin evindeyim (demek daha evlenmemişim en erken 7 yıl önce), öğleden sonra çıkan yemek programlarından birini izliyoruz annemle. ( öğleden sonra evde olduğuma göre ya daha eski bir zaman bu çalışmıyorum, yada işte olmadığım bir gün. Neyse)

Tv deki yemeğin görüntüsü kısmen aklımda. O zamanlar oktay ustanın programı var mıydı bilmiyorum ama sanki o gibi bir imge var kafamda. Yemekte kibrit çöpü büyüklğünde kesilip kızartılmış patatesler var. Kibrit çöpü gibi patates fikri çok hoşuma gidiyor, yıllar içinde ara sıra aklıma geliyor ama üşeniyorum. Tarifte diğer ayrıntıları hiç hatırlamıyorum varsa yoksa kibrit patatesler.

Bu gün akşam üstü şu çökertme kebabı nedir diye baktığımda patateslerin rendelenip veya çok ince doğranıp kızartıldığını görünce, bu anı hemen su yüzüne çıktı. Evet tv deki tarif bu olmalıydı, aslında patatesler de rende değil kibrit gibi olmalıydı. Üzerinde yoğurt ve salçalı sos olduğu görüntüsü geldi önce. Yoğurdun üzerine konulan birşey vardı ama anımsayamıyorum. Google daki gibi et miydi değil miydi diye zihnimi yoklarken birden berraklaştı. Minik minik fındık şeklinde köfteler vardı tvdeki tarifte. Yani kibrit patates, üzerine sarımsaklı yoğurt, onun üzerine köfteler ve salçalı sos.

Ben evde kıyma kalmadığından et ile yaptım. Patatesleri de üşenmedim minik minik kestim. Etleri önceden, süt, zeytinyağı, minik kıyılmış soğan ve sivri biber, karabiber, kimyon, maydanoz ile marine ettim. Hepsini bir tavaya alıp ağır ağır pişirdim. Üzerine de salça, yağ, nand ve kekik içeren bir sos yaptım.

Gerçekten çok lezzetliydi. Sanırım bundan sonra bol bol yapacağım ama köftelisi daha iyi olacak gibime geliyor. İnternette köfteli çökertme kebabı diye aradım, o da varmış. Bir sonraki denemem o şekilde olacak.

Afiyetle.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Hollanda'da Cicekler

14:08:00 16 Comments
Tasinali neredeyse iki ay oldu bu ulkeye. Hakkinda dogru duzgun hic birsey yazmadim. Tasinmamizdan kisa bir sure sonra baslayan Gezi direnisi suresince, magdur olan ve hayatlarini kaybeden insanlar varken, kendi sevinclerimizi degil paylasmak sevinemez olduk. Ramazan ayina girmemizle birlikte biraz daha kendime gelebilmek amaciyla #hergün1şükür etikletli gorseller paylasmaya basladim instagramda. Evlatlarini topraga gonderen analar varken, daima halimize sukredip, giden canlara bol bol dua etmeyi hatirlamak amaciyla...

Bu ulkede beni en cok sasirtan seylerden biri, onca yesilligine ragmen, her yerden cicek fiskiriyor olmasina ragmen insanlarin evlerine buket bukether daim taze cicek aliyor olmalari. Insanlar evlerine ve ziyarete gidecekleri kisilere bir buket goturuyorlar. Dusunuyorum da istanbuldaki evimde (5 yil yasadim) eve aldigim cicek sayisi 4-5 defayi gecmez. Cevremdeki insanlar da boyleydi. Su an fiyatlar nasil hic fikrim yok ama eve canli cicek almak bir lukstu.

Buradaki akima ben de kapildim. Bunda fiyatlarinin uygunlugunun da etkisi var. Kocaman demetler 2-5 euro arasinda degisiyor. Devasa aranjmanlari da 10-15 euroya alabiliyorsunuz. Turk lirasina vurdugunuzda fiyati ucuz gelmeyebilir. Ancak burada 1tl=1 euro gibi dusunun. Turkiyedeki 1tl lik sey burda 1 euro. Dolayisiyla aldiginiz buketlerin (benim genelde aldiklarim 3 euro) 2-3 tl oldugunu dusunun. Oldukca ucuz degil mi?

Ustelik buket taze ise 10-15 gun capcanli duruyor. Oyle ki o cicekten sıkılabiliyorsunuz bile. Cicekler bu kadar yaygin olunca, vazolar da cesitli ve bol oluyor. Esyali bir ev tuttuk ve bahcemizde bir kucuk oda var. Bir kac gun once o odayi kesfe ciktim bir de ne goreyim dolapta boy boy vazolar. Evin icinde de vardi zaten bu sabah hepsini bir saydim tam 26 tane, buyuk-kucuk, cam-porselen cesit cesit vazolar. Neredeyse hepsi iyi durumda. Kendi evimi dusundum acaba benim vazom var miydi, kac taneydi diye. Belki bir iki tane hatirlayamiyorum. Ev sahibimiz bu vazolari biraktigina gore, yeni evinde nasil vazolar var cok merak ediyorum dogrusu. Henuz onlara gitmedim ama yolda gordugum evlerdeki dekorasyonlar beni benden aliyor.

Genelde bahceli evlerin oldugu bir yerlesimdeyiz. Kocaman on camlarinda tul-perde pek bulunmuyor. Bunun yerine cok degisik vazolar, dekorlar falan var. Ahsap harfler oldukca yaygin, biblolar, perde islevini goren sarkitlar falan var. Yillar once hayranlikla baktigim dekorasyon fotograflarindaki evlerin hepsi burada sanki.

Bu vazo depodan cikti bu sabah, bir de pastel pembesi vardi cok hostu. şakayik gulleri demeti 3 euroydu bugun aldim.

bahcemizdeki ciceklerden ufak bir demet, lavanta papatya ve yabani gul

satin aldigim kasim patlari, yesil olan cok degisik geldi. Bunlar 20 gunden fazla oldu hala capcanli duruyor evde suan. 3 euroya almistim.

yaklasik iki hafta boyunca canli kalan guller 5 euroydu butun demet

eve ilk geldigimizde evsahibinin alip bizim icin hazirladigi guller.
Gununuz aydinlansin, sevgiyle.

9 Temmuz 2013 Salı

Hayırlı Ramazanlar

00:46:00 6 Comments
Instagram'da son 6 gundur #hergün1şükür etiketiyle resimler paylasiyorum. Bu resim de en sonuncusu idi. Bu gune kadar yazdiklarim ise soyle

1.gün: Ona baktığım her an kalbimden geçen şükür, seni bize verdiği için, bu günlere gelmeyi nasip ettiği için bin şükür Rabbime #hergün1şükür

2.gün: Ruh eşini bulan şanslı insanlardan olduğum, 15 yıldır aynı aşkla beraber olduğumuz, mutlu bir evliliğim, huzurlu bir yuvamız olduğu için şükürler olsun #hergün1şükür

3.gün: Bebeğim, kendim, eşim ve ailemin sağlığı yerinde olduğu için sonsuz şükür. #hergün1şükür

4.gün: her istediğim an görüşemesek de her zaman yanımda olduklarını bildiğim, her birini canımı verecek kadar çok sevdiğim kocamaaaan bir ailem olduğu için şükürler olsun #hergün1şükür

5.gün: tenceremde aşım, başımın üstünde çatım, sırtımda hırkam, ayağımda çarığım olduğu için, verdiği tüm rızklar için şükürler olsun #hergün1şükür

6.gün: melek yüzlü çocuklar, rengarenk çiçekler, şırıl şırıl akan dereler, gölgesi hoş ağaçlar, yeryüzünde bahşettiği tüm güzellikler için şükürler olsun. #hergün1şükür .

Ramazan ayınin hepimize ve ulkemize hayirlara vesile olmasini dilerim. Sevgiler.

4 Temmuz 2013 Perşembe

Ben Nasıl Zayıflayacağım?

14:22:00 32 Comments
Günlerdir bu mevzu üzerinde kafa yoruyorum. Zayıflamaya karar verdim de mümkün şartlar altında nedense bir türlü zayıflayamıyorum. Diyet yaptığım zamanlarda zayıflıyorum ama bebekli hayatta diyet yemeklerini hazırlamaya bile zaman yaratamıyorum. Üstelik hamileliğimde bolca yedikten sonra, önceden hastası olmama rağmen salata ve meyve yemek hiç canım istemiyor. Bunda bir türlü kavuşamadığımız sıcakların da etkisi olabilir, böyle soğuk soğuk yiyince üşüyecekmişim gibi geliyor.

Bir ay kadar önce taşındığımız yeni evde zayıflamayı umuyordum. Üç katlı olması nedeniyle, bütün gün aşağı yukarı çıkmaktan herhalde kilo veririm sanmıştım. İnanın akşam ağrıdan bacaklarımı hissetmiyorum ama verebildiğim kilo sadece 1! O da bazen tartıda gözden kayboluyor :(

Vücudumun dirençli, güçlü, kaslı bir yapısı var ama yağlar da özellikle doğumdan sonra bolca işgal ettiler bedenimi. Bir de benim yağlı bölgelerim çok sıkı bir türlü erimiyor diye düşünüyordum ki, birden aklıma başka bir neden olabileceğine dair bir ilham geldi. Ne olduğunu bilmiyorum ama kesin bende bişey var, araştırmalıyım deyip google a sarıldım.

Üç dört gündür asit-baz konusunda bilgiler karşıma çıkıyordu. Hatta Şimdi Ev Hanımı Oldum blogu için yazı yazdım. O yazıyı yazmak için araştırmadım, karşıma çıktığı için onu yazdım. Sonra acaba vücudun asit baz durumu nedir, kiloyla alakalı mıdır gibi sorular üşüştü beynime.

Sonra dün karbonatlı su ile zayıflama hikayesini duydum, o zamana kadar bilmiyordum fakat, karbonat bazik yani alkali bunun kökenine inmek gerek diye düşündüm ve sonra şu siteye rasladım. http://alkalidiyet.com/

Belki bir çoğunuz biliyordur, ben ülkeden uzak olduğum için gündemi yakalama konusunda sıkıntılıyım. Bu sitede bazı yazıları okurken benim yağlarımla ilgili asıl sorunun şu olduğunu anladım.

Diyor ki, vücudumuzdaki yağ depoları aynı zamanda vücutta biriken asitin de depolandığı yerdir. Eğer asitli yiyecekler tüketen biriyseniz, vücutta zaten istenmeyen miktarda asit olduğu için, vücut yağları yakmaktan kaçınır. Çünkü depolardaki asitler de ortaya çıkacak ve daha fazla asitli bir ortam oluşacak. Bunu önlemek için, metabolizmayı yavaşlatmak gibi yöntemlere başvuruyormuş ki benim sorunum da bu yavaşlık aslında.

Sonra vücutta asit üreten yiyecekler nedir diye baktığımda çoğu malesef benim son zamanlarda yediğim şeyler. (Bunun bir listesi burada var Ahttp://alkalidiyet.com/haberler/alkali-diyette-gun-icinde-nasil-beslenmelisiniz-ogrenin/) ayrıca idrar rengi koyulaştıkça vücudun daha asidik olduğu anlamına geliyormuş. Yine benimki oldukça koyu.

Bu durumda yapılacak şey asit oranını azaltmak. Bunun için ağırlıklı olarak sebze, salata, kırmızı et yerine balık, kızartmalar yerine haşlamalar, sebze suları şeklinde beslenmek ve dışarıdan alkali alımına yardımcı olması için karbonatlı su (karbonat baziktir) veya limonlu / sirkeli su içmek (limon ve sirke asidik olmasına rağmen vücutta işlendiğinde bazik oluyormuş) içmek gerekiyormuş. Böylece öncelikle vücudumdaki fazla asidi temizleyeceğim ve yağların yakılmasına ortam hazırlayacağım.

Şimdi bu alkali beslenme işini bir süre uygulamaya ve vücudumu temizlemeye karar verdim. Sonra beslenmemi dengeli tutarak ve egzersiz yaparak kilo vermeye çalışacağım.

Bu süreçte Alkali Diyet sitesi ve bulabilirsem kitabına sık sık başvurmayı düşünüyorum. Eğer sizin de benim gibi sorunlarınız varsa bu konuyu bir araştırmanızı öneririm.

İlave:

Alkalik yiyecekler nelerdir?
Avokado, hindistancevizi, taze balık, tohum yağları (mesela keten tohumu yağı), yeşil sebzeler, brokoli, ıspanak, brüksel lahanası, limon, greyfurt, domates, buharda pişirilmiş veya filizlenmiş baklagiller, himalaya tuzu.
Asidik yiyecekler nelerdir?
Hayvansal proteinler (et ve tüm süt ürünleri), tavuk, yumurta, şeker, yapay tatlandırıcılar, fıstık, mısır, mayalanmış besinler, alkol, kafein, kahve, çay, meşrubat, çikolata, mantar, meyve, kuru meyveler, bal.